Bölüm 4
Mühürlü Gül

BÖLÜM 4 – DOSYA

5 dk okuma
Ve saklanan şeyler… bir gün mutlaka geri dönerdi.

Aynı yangın gibi…

Sönmüş sanılırdı.

Ama küllerin altında hep sıcak kalırdı.

Duru, bilgisayar ekranında donup kalan son satıra öyle uzun baktı ki zamanın ne kadar geçtiğini anlayamadı. Parmakları hâlâ klavyenin üzerindeydi. Nefes alıp verdiğini bile fark etmeyecek kadar derin bir düşüncenin içine çekilmişti. Odanın sessizliği, gecenin karanlığından daha ağırdı. Pencerenin dışındaki yağmur hiç durmadan yağıyor, damlalar cama çarptıkça odanın içinde yankılanan ince ses, kalbinin düzensiz atışlarına karışıyordu.

Masasının üzerindeki çalışma lambası sönüktü.

Odanın tek ışığı, bilgisayar ekranından yayılan mavimsi parıltıydı.

Bu ışık, Duru’nun yüzünü aydınlatırken arkasındaki duvarı karanlığın içine gömüyor, odanın her köşesini olduğundan daha büyük ve daha ürkütücü gösteriyordu.

Ekranın alt köşesinde aynı uyarı duruyordu.

“Erişim kısıtlıdır.”

İnsan bazen yalnızca iki kelimeyle de hayatı boyunca inandığı her şeyden şüphe edebilirdi.

Duru, alt dudağını dişlerinin arasına aldı.

Hayır…

Bu yalnızca sistemsel bir hata olamazdı.

Bir rapor kendi kendine eksilmezdi.

Bir resmî belge durduk yere karartılmazdı.

Bir dosyanın sayfaları kendiliğinden silinmezdi.

Birileri…

Birileri bunu özellikle yapmıştı.

Bu düşünce, omuzlarına görünmez bir ağırlık gibi çöktü.

Elleri yavaşça klavyeden ayrıldı. Parmakları, yıllardır ezbere bildiği hareketle tekerlekli sandalyesinin kolçaklarına uzandı. Avuçlarının altında hissettiği soğuk metal, onu bulunduğu ana döndürmeye çalışıyordu.

Sandalyesini hafifçe geriye itti.

Tekerleklerin ahşap zeminde çıkardığı ince sürtünme sesi odanın içinde yankılandı.

Bu ses…

Çocukluğundan beri onunla birlikte yaşayan tek sesti.

Yıllar önce bu sesi duyduğunda ağlardı.

Şimdi ise bu ses olmadan kendini eksik hissediyordu.

Hayat, insana önce reddetmeyi, sonra kabullenmeyi, en sonunda da birlikte yaşamayı öğretiyordu.

Duru yürümeyi hiç hatırlamıyordu.

Çünkü yürüyebildiği tek bir günü bile olmamıştı.

Doğduğu gün yaşanan komplikasyon nedeniyle beyni dakikalarca oksijensiz kalmış, doktorların verdiği mücadele onu hayata döndürmeye yetmişti; fakat beyninin hareket merkezinde oluşan hasar, ömrü boyunca onunla yaşayacak sessiz bir iz bırakmıştı.

Altıncı ayında annesi, yaşıtları emeklemeye başlarken Duru’nun bacaklarının aynı tepkiyi vermediğini fark etmişti.

Önce bunun geçici olduğunu düşündüler.

Sonra başka doktorlara gittiler.

Bir hastane…

Bir başka şehir…

Bir başka umut…

Sonunda doktorlardan biri dosyayı kapatıp sessizce şöyle demişti:

“Doğum sırasında yaşanan oksijen yetersizliği nedeniyle serebral palsi gelişmiş.”

Annesi o gün yalnızca tek bir soru sorabilmişti.

“Yürüyebilecek mi doktor bey?”

Doktor uzun süre susmuştu.

Sessizlik…

Bazen verilen cevabın kendisiydi.

“Kesin konuşamayız,” demişti sonunda. “Ama yoğun fizik tedaviyle bağımsız bir yaşam sürebilir.”

Annesi o cümlede yalnızca bir kelimeyi duymuştu.

Umut.

Yıllarca o umudun peşinden koşmuştu.

Duru’yu her sabah rehabilitasyon merkezine götürüyor, saatler süren egzersizlerin sonunda yorgun düşen kızını kucağına alıp eve getiriyordu.

Bazı günler Duru acıdan ağlıyor, “Yapamayacağım.” diyordu.

Annesi ise gözyaşlarını gizleyerek saçlarını okşuyordu.

“Bir gün geriye dönüp bugünleri hatırlayacağız.”

Ama o gün hiçbir zaman gelmemişti.

Yıllar geçmiş, Duru büyümüş, umut ise sessizce şekil değiştirmişti.

Artık yürümeyi değil…

Hayata kimseye muhtaç olmadan tutunabilmeyi diliyordu.

Ve bunu başarmıştı.

Üniversiteyi kazanmış, araştırmayı seven, merak etmeyi bırakmayan genç bir kadın olmuştu.

Belki bacakları onu taşıyamıyordu.

Ama zihni, hiç kimsenin ulaşamadığı yerlere yürüyebiliyordu.

Şimdi ise o zihnin karşısında cevap bekleyen tek bir soru vardı.

Babası gerçekten nasıl ölmüştü?

Kerem’in sesi yeniden kulaklarında yankılandı.

“Babanın ölümü… bir kaza değildi.”

Bu cümle, zihninin içinde dönüp duran bir çan sesi gibiydi.

Her tekrarında biraz daha ağırlaşıyor, biraz daha derine işliyordu.

“Ya doğruysa?” diye fısıldadı kendi kendine.

Sesi o kadar kısıktı ki kendi kulakları bile zor duydu.

Ya gerçekten doğruysa?

Ya annesi de yıllardır gerçeği bilmiyorsa?

Ya bütün hayatı boyunca yasını tuttuğu şey, anlatıldığı gibi yaşanmamışsa?

Duru yeniden bilgisayara döndü.

Dosyayı bir kez daha açtı.

Karartılmış satırların arasında görünmeyen bir boşluk vardı.

Sanki biri yalnızca kelimeleri değil, hafızayı da silmeye çalışmıştı.

Fareyi dikkatlice aşağı kaydırdı.

Sayfanın en altında daha önce fark etmediği küçük bir tarih vardı.

Dosyanın son düzenlenme tarihi…

Yangından tam üç gün sonra.

Duru’nun kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Neden?” diye fısıldadı.

“Üç gün sonra neden değiştirildi?”

Sorusu odanın içinde cevapsız kaldı.

Tam o anda bilgisayar ekranı bir anlığına karardı.

Ardından kırmızı renkte yeni bir pencere açıldı.

“Yetkisiz erişim girişiminiz kayıt altına alınmıştır.”

Duru’nun nefesi kesildi.

Parmakları fareden çekildi.

Omuzlarına buz gibi bir ürperti yayıldı.

Ekrandaki yazıya uzun süre baktı.

Yanlış okumuyordu.

Birileri…

Onun bu dosyaya ulaşmaya çalıştığını biliyordu.

Ve ilk kez, dosyanın içindeki gerçeklerden değil, gerçeği koruyan insanlardan korkmaya başladı.

 

 

Bölüm Tamamlandı

BÖLÜM 4 – DOSYA

5 dk
Okuma Süresi
4/7
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Mühürlü Gül, Bölüm 4
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.