Bölüm 1
Mühürlü Gül

YANIK HATIRALARIN GÖLGESİ

4 dk okuma
O gece, rüzgâr şehrin sokaklarında sanki nefes almayı unutmuş gibiydi; camlara çarpan sessizlik, uzaktan gelen siren sesleriyle bölünüyor, fakat o ses bile gerçek bir kurtuluş vaadi taşımıyor, daha çok yaklaşan felaketin gecikmiş yankısı gibi uzayıp gidiyordu.

Duru, o anların hiçbirini tam olarak hatırlamıyordu—ya da hatırlamak istemiyordu; çünkü hafızasının en derin yerinde, alevlerin gökyüzünü yuttuğu o kırmızı karanlık, babasının üniformasının son kez ışığa karıştığı anla birleşiyor, zihninde sürekli tekrar eden bir yangın döngüsüne dönüşüyordu.

Babası bir itfaiyeciydi.

Onun için “kahraman” kelimesi çocukça bir hayal değil, her gün kapıdan çıkarken geride bırakılan gerçek bir hayat biçimiydi; sert ama güven veren sesi, geceleri siren sesleriyle birlikte evin içinde yankılanır, Duru’ya dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu ama yine de korunmaya değer olduğunu öğretirdi.

Duru, doğuştan yürüme engelliydi. Bacakları onun için hiçbir zaman “kaybedilmiş” bir yeti olmamış, zaten hiç sahip olmadığı bir hareket özgürlüğünün sessiz gerçeği olmuştu; ama babasının yokluğu, bu eksikliği fiziksel olmaktan çıkarıp daha derin, daha içsel bir yalnızlığa dönüştürmüştü—sanki dünyada herkes yürürken o, hep aynı yerde bırakılmış gibiydi.

Ama o gece, hiçbir öğreti işe yaramamıştı.

Yangın, şehrin eski mahallelerinden birinde başlamıştı; dar sokakların sıkışmışlığı içinde büyüyen alevler, kısa sürede kontrol edilemez bir canlıya dönüşmüş, binaların içini birer birer yutan aç bir karanlık gibi ilerlemişti. Babası çağrıldığında, Duru onu kapıda son kez görmüştü; yüzünde alışılmış o sakin ifade vardı, korkuyu bastıran, görev bilincine saklanan bir bakış…

“Dönüyorum,” demişti.

Ama bazı sözler, söylenir söylenmez kırılır.

O günden sonra Duru’nun hayatı ikiye ayrıldı: yangından önce ve yangından sonra.

Ve yangından sonra gelen günler, yalnızca acı değil, aynı zamanda kayıpların üst üste yığıldığı bir çöküş oldu.

Cenaze günü… yağmur yoktu ama gökyüzü sanki yere eğilmişti. Duru, küçük bedenine rağmen tabutun yanında durmaya çalışmış, kimse onu tam olarak anlamasa da o orada kalmak istemişti. Ama tören bitmeden, “uygunsuz davranış” gerekçesiyle okuldan atıldı; çocukluğun bile affetmediği bir sessizlik içinde, kapı yüzüne kapanmıştı.

O an, Duru’nun dünyası bir kez daha eksildi.

Yıllar geçti. İnsanlar zamanla alıştı, ziyaretler azaldı, teselli cümleleri kısaldı, sonunda herkes kendi hayatına geri döndü—geride yalnızca Duru ve onunla konuşmayı hiç bırakmayan sessizlik kaldı.

Bacaklarındaki durum doğuştan olduğu için, bedenindeki sınırlılık yeni bir kayıp değildi; ama hayat, yine de ona başka bir şey öğretmişti: eksiklik her zaman bedende başlamaz, bazen insanların gitmesiyle büyür.

Duru’nun görünüşü zamanla netleşmişti; omuzlarına dökülen kızıl saçları, ışıkta sanki yanmış ateş parçaları gibi parlıyor, yüzündeki koyu kahverengi gözler ise hem sakin hem de bitmeyen bir sorgu taşıyordu.

Ta ki o güne kadar.

Bir sabah, hastane koridorları her zamanki gibi antiseptik kokusuyla doluyken, Duru’nun adı dosyasında yeni bir notla birlikte anıldı: “Yeni fizyoterapist ile seans başlayacak.”

O ismi ilk duyduğunda hiçbir şey hissetmedi. İnsanlar zaten sürekli değişiyordu; doktorlar, hemşireler, terapistler… Hepsi aynı beyazlığın içinde kaybolan gölgelerdi onun için.

Ama o gün, kapı açıldığında içeri giren adamın varlığı, odanın havasını görünmez bir şekilde değiştirdi…

 

Bölüm Tamamlandı

YANIK HATIRALARIN GÖLGESİ

4 dk
Okuma Süresi
1/1
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Mühürlü Gül, Bölüm 1
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.