Bölüm 13
Mühürlü Gül

BÖLÜM 13 – İKİZ

8 dk okuma

BÖLÜM 13 – İKİZ

Kapının arkasındaki sessizlik, duyulan ayak seslerinden daha korkutucuydu.

Duru telefonunu iki eliyle tutuyordu.

Ekrandaki mesaj hâlâ açıktı.

BEN HÂLÂ HAYATTAYIM.

Gönderen:

BABA.

Duru’nun nefesi düzensizleşti.

“Bu bir oyun.”

Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki annesi neredeyse duymadı.

Adam kapının önünde silahını kaldırmış, gözlerini karanlıkta sabitlemişti.

“Hayır.”

Duru ona baktı.

“Bunu nereden biliyorsun?”

Adam birkaç saniye sustu.

“Çünkü bu insanlar oyun oynamaz.”

“Peki ne yaparlar?”

“İnsanların hayatlarını değiştirirler.”

Kapının ardından yeniden üç vuruş geldi.

Tak.

Tak.

Tak.

“Duru.”

Bu kez ses daha yakındı.

“Babanı görmek istiyorsan kapıyı aç.”

Duru’nun gözleri doldu.

“Babam gerçekten hayattaysa…”

Adam hemen ona döndü.

“Babanın hayatta olması, onun senin tarafında olduğu anlamına gelmez.”

Duru cevap vermedi.

Çünkü bu cümle, içindeki en büyük korkuya dokunmuştu.

Babasının hayatta olması…

Yıllardır taşıdığı acının bir anda ortadan kalkması demekti.

Ama aynı zamanda bütün hayatının bir yalan üzerine kurulduğunu kabul etmekti.

Annesine döndü.

“İkizim var mı?”

Kadın başını kaldırmadı.

“Anne.”

Sessizlik.

“Bana cevap ver.”

Kadının omuzları titredi.

“Evet.”

Tek kelime.

Duru’nun dünyası sanki birkaç saniyeliğine durdu.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Benim bir ikizim vardı.”

“Vardı.”

Duru’nun yüzü gerildi.

“Vardı mı?”

Annesi gözlerini kapattı.

“Onun öldüğünü sandım.”

Duru’nun kalbi sıkıştı.

“Sandım?”

Kadın sonunda ona baktı.

“Çünkü baban bana onun öldüğünü söyledi.”

Duru’nun bakışları sertleşti.

“Babam mı?”

“Evet.”

“Ne zaman?”

“Sen doğduğun gece.”

Duru başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Duru…”

“Hayır. Bana bütün hayatım boyunca tek çocuğun ben olduğumu söylediniz.”

“Çünkü seni korumamız gerekiyordu.”

“Kimden?”

Annesi cevap vermeden önce kapıya baktı.

“Onlardan.”

Duru’nun sesi titredi.

“Kim bunlar?”

Adam araya girdi.

“Bunu burada konuşamayız.”

Duru ona döndü.

“Sen biliyorsun.”

Adam sustu.

“Sen her şeyi biliyorsun.”

“Her şeyi değil.”

“Babamı tanıyorsun.”

“Evet.”

“Onunla çalıştın mı?”

Adamın yüzü değişti.

“Bir zamanlar.”

Duru’nun gözleri kısıldı.

“Ne iş yaptınız?”

Adam cevap vermedi.

Kapının ardından bir kadın sesi duyuldu.

“Onun adı Adrian.”

Duru dondu.

Adamın yüzü bir anda sertleşti.

Kadın devam etti.

“Babanın en yakın arkadaşı.”

Duru adamın yüzüne baktı.

“Adrian?”

Adam yavaşça başını kaldırdı.

“Evet.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü annenin senden sakladığı tek şey bu değil.”

Duru’nun içi ürperdi.

“Ne daha var?”

Adrian cevap vermeden önce odanın duvarına baktı.

Sonra masanın üzerindeki fotoğrafı aldı.

İki küçük kız çocuğu.

“İkizinin adı…”

Bir an durdu.

“Lara.”

Duru’nun dudakları aralandı.

“Lara.”

İsim ağzından çıktığı anda garip bir his oluştu.

Sanki bu ismi daha önce duymuştu.

Çok eskiden.

Çocukluğunun bulanık bir köşesinde.

Bir ses.

Bir kahkaha.

Bir kız çocuğu.

Duru gözlerini kapattı.

Ve bir görüntü geldi.

Kırmızı bir elbise.

Büyük bir bahçe.

Bir salıncak.

Yanında duran küçük bir kız.

Kız ona gülümsüyordu.

“Duru.”

Duru gözlerini açtı.

Nefesi kesilmişti.

“Ben onu hatırlıyorum.”

Annesi ağlamaya başladı.

“Hatırlamaman gerekiyordu.”

“Onu hatırlıyorum!”

Duru’nun sesi bodrumda yankılandı.

“Ben onunla oynadım.”

Annesi başını salladı.

“Evet.”

“Ne zaman?”

“Dört yaşındayken.”

Duru dondu.

“Dört yaşımda mı?”

“Sonra…”

Kadın sustu.

“Sonra ne oldu?”

“Bir gece evden kayboldu.”

Duru’nun gözleri büyüdü.

“Kaçırıldı mı?”

“Bilmiyorum.”

“Babam biliyordu.”

Annesi başını eğdi.

“Evet.”

“Ve bana söylemedi.”

“Çünkü seni de kaybetmekten korkuyordu.”

Duru birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra fotoğrafı tekrar eline aldı.

İki küçük kızın arkasında bir adam duruyordu.

Duru fotoğrafı dikkatlice inceledi.

Adamın yüzü net değildi.

Ama elindeki saat…

Duru’nun gözlerine takıldı.

Eski bir gümüş saat.

Babasında da aynı saat vardı.

“Bu fotoğraf nerede çekilmiş?”

Annesi cevap verdi.

“Babanın eski evinde.”

Duru fotoğrafı çevirdi.

Arkasında tarih vardı.

12 Ekim 2002.

Altında ise bir isim yazıyordu.

Lara & Duru.

Ve daha aşağıda başka bir cümle:

İlk deney başarılı.

Duru’nun yüzündeki bütün renk çekildi.

“Deney?”

Adrian fotoğrafı elinden aldı.

Bir anda ifadesi değişti.

“Bunu nereden buldun?”

“Fotoğrafın arkasında yazıyor.”

Adrian fotoğrafı ters çevirdi.

Yazıyı görünce birkaç saniye boyunca konuşamadı.

“Baban bunu saklamış.”

Duru ona baktı.

“Ne deneyi?”

Adrian cevap vermedi.

Duru’nun sesi yükseldi.

“Ne deneyi?”

Adrian sonunda gözlerini ona çevirdi.

“Sen ve Lara…”

Kapının arkasından büyük bir darbe geldi.

GÜM!

Herkes irkildi.

Kapının kilidi titredi.

Adrian hemen Duru’nun önüne geçti.

“Şimdi değil.”

Kapıya ikinci darbe geldi.

GÜM!

Ahşap çatladı.

Annesi ağlayarak Duru’nun yanına geldi.

“Adrian, ne yapacağız?”

“Gizli çıkış var.”

“Burada mı?”

“Baban bana yıllar önce gösterdi.”

Adrian duvarın karşı tarafına yürüdü.

Taşlardan birine bastırdı.

Hiçbir şey olmadı.

Bir başka taşa bastı.

Yine hiçbir şey.

Kapıya üçüncü darbe geldi.

GÜM!

Bu kez çatlak büyüdü.

Adrian hızla duvarın altındaki taşlardan birine eğildi.

“Babanın şifresi neydi?”

Annesi ağlayarak cevap verdi.

“Bilmiyorum.”

Adrian Duru’ya baktı.

“Duru.”

“Ne?”

“Baban sana hiç çocukken söylediği özel bir kelime var mıydı?”

Duru düşündü.

Sonra bir an…

Hatırladı.

Babasının yatağının kenarında oturduğu bir gece.

Dışarıda yağmur vardı.

Babası saçlarını okşamış ve ona şöyle demişti:

“Ne olursa olsun, küçük kuzgun…”

Duru’nun gözleri büyüdü.

“Kuzgun.”

Adrian taşa baktı.

“Ne?”

“Babam bana hep kuzgun derdi.”

Adrian taşın üzerine eğildi.

“Kuzgun…”

Sonra taşı üç kez çevirdi.

Tak.

Tak.

Tak.

Duvarın içinden mekanik bir ses yükseldi.

Grrr…

Taşlardan biri içeri doğru çekildi.

Arkasında dar bir geçit ortaya çıktı.

Adrian rahat bir nefes aldı.

“İşte.”

Duru geçide baktı.

“Bu nereye gidiyor?”

Adrian cevap verdi.

“Babanın eski çalışma odasına.”

Duru’nun kalbi hızlandı.

“Babamın evine mi?”

“Hayır.”

Adrian ona baktı.

“Babanın sakladığı yere.”

Kapının arkasından bağırışlar yükseldi.

“Kapıyı kırın!”

Adrian silahını kaldırdı.

“Şimdi gidiyoruz.”

Duru annesinin elini tuttu.

Üçü geçide girdiler.

Duvar arkalarından yeniden kapandı.

Karanlıkta yalnızca Duru’nun telefonunun ışığı vardı.

Dar geçitte ilerlerken Duru bir anda durdu.

“Bekleyin.”

Adrian döndü.

“Ne oldu?”

Duru duvara baktı.

Duvarın üzerinde küçük çizikler vardı.

Bir çocuk eliyle yapılmış gibiydi.

Bir çizgi.

İki çizgi.

Sonra bir şekil.

Duru parmaklarını taşın üzerine koydu.

Bir daire.

İçinden geçen bir çizgi.

Ve iki küçük nokta.

“Bu…”

Annesi yaklaşınca yüzü bembeyaz oldu.

“Lara.”

Duru şaşkınlıkla baktı.

“Bu onun işareti miydi?”

Kadın başını salladı.

“Çocukken her yere bunu çizerdi.”

Duru elini duvardan çekti.

“Peki burada ne işi var?”

Adrian cevap vermedi.

Çünkü çizimin altında yeni bir yazı vardı.

Daha büyük.

Daha derin.

Ve çocuk eliyle yazılmıştı.

DURU, BEN HÂLÂ BURADAYIM.

Duru’nun gözleri doldu.

“Lara…”

Tam o anda arkasındaki karanlıktan bir ses geldi.

“Duru?”

Üçü de döndü.

Geçidin diğer ucunda bir siluet vardı.

Bir kadın.

Uzun saçları omuzlarına düşüyordu.

Yüzü karanlıktaydı.

Duru nefesini tuttu.

Kadın bir adım attı.

Telefon ışığı yüzüne vurdu.

Duru’nun elindeki telefon yere düştü.

Çünkü karşısındaki yüz…

Kendi yüzüydü.

Kadın hafifçe gülümsedi.

“Geç kaldın.”

Duru’nun dudakları titredi.

“Lara?”

Kadın başını hafifçe eğdi.

“Sonunda beni hatırladın.”

Annesi ağlayarak geri çekildi.

“Hayır…”

Lara ona baktı.

“Merhaba, anne.”

Kadının dizlerinin bağı çözüldü.

Adrian silahını kaldırdı.

Lara ona baktı.

“Silahını indir, Adrian.”

Adrian’ın yüzü gerildi.

“Sen…”

Lara’nın gülümsemesi kayboldu.

“Beni öldürdüğünü sanmıştın.”

“Sen öldün.”

“Hayır.”

Bir adım daha attı.

“Ben sadece saklandım.”

Duru hâlâ ona bakıyordu.

“Babam nerede?”

Lara’nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Gözlerinde derin bir hüzün belirdi.

“Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?”

Duru başını salladı.

“Evet.”

Lara birkaç saniye sustu.

Sonra fısıldadı:

“Çünkü babamız hâlâ yaşıyor.”

Duru’nun nefesi kesildi.

“Ve seni yıllardır arıyor.”

Bir sessizlik oldu.

Lara’nın gözleri Duru’nun arkasındaki annesine kaydı.

“Çünkü onun bilmediği bir şey var.”

Duru sordu:

“Ne?”

Lara’nın yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.

“Babamızın öldüğünü sanan tek kişi biz değiliz.”

Uzakta bir kapının açılma sesi duyuldu.

Ardından ayak sesleri.

Lara başını karanlığa çevirdi.

“Geldiler.”

Adrian silahını sıktı.

“Kim?”

Lara Duru’ya baktı.

“Babamız.”

Ve geçidin sonunda…

Bir adamın sesi duyuldu.

“Duru.”

Duru’nun gözlerinden yaşlar süzüldü.

Çünkü bu kez duyduğu ses…

Kayıttaki ses değildi.

Mesajdaki ses değildi.

Taklit edilen bir ses değildi.

Bu ses canlıydı.

Gerçekti.

Ve karanlığın içinden gelen ilk kelime yalnızca şuydu:

“Kızım.”

Bölüm Tamamlandı

BÖLÜM 13 – İKİZ

8 dk
Okuma Süresi
13/15
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Mühürlü Gül, Bölüm 13
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.