Bölüm 9
Küçük Cadının Küçük Çay Evi

Yanlış Çay Günü

11 dk okuma

Mina, kavanoz etiketlerini yenilemenin iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü.

Bu düşünce, sabahın erken saatlerinde, çay evinin içi henüz müşterilerin sesiyle dolmamışken gayet mantıklı görünüyordu. Raflardaki küçük kâğıt etiketler son günlerde biraz yıpranmıştı. Ayva çiçeğinin kenarı buhardan kıvrılmış, yağmur lavantasının yazısı solmuş, cesaret tarçınının etiketi ise Toma’nın “buna bakınca bile içimden bir şey söylemek geliyor” demesinden sonra neredeyse herkes tarafından dokunulup incelenmişti. Hatırlatan adaçayının mürekkebi de bir köşesinden akmıştı; bu, Mina’ya göre çok şiirseldi ama Pofur’a göre “raf güvenliği açısından kabul edilemez bir ihmalkârlık”tı.

Bu yüzden Mina, o sabah bütün kavanozları tezgâha indirdi, küçük bir mürekkep şişesi açtı, yeni etiketler kesti ve kendine çok ciddi bir görev verdi: Her şeyi daha düzenli hale getirecekti.

Bu, tam on yedi dakika sürdü.

On sekizinci dakikada Nef açık pencereden içeri girdi, gagasında üç küçük mektup ve ağzında çok büyük bir haberle.

“Fırıncı, değirmencinin keçisine ekmek kabuğu vermiş!” diye bağırdı. “Bu, meydan barışından sonra türler arası diplomatik ilerleme sayılır mı?”

Mina irkilip elindeki etiketi ters çevirdi. Mürekkep parmağına bulaştı. “Nef! Pencereden böyle girme!”

Nef tezgâha kondu, mektupları titizlikle bıraktı ve ıslak olmayan kanatlarını gururla düzeltti. “Posta hizmetleri kapı kullanmak zorunda olsaydı, kuş olmanın anlamı azalırdı.”

Pofur mutfaktan homurdandı. “Kuş olmanın anlamını tartışacağımız bir gün geçirmemeyi umuyordum.”

“Ben kuş değil, kargacıyım,” dedi Nef. “Arada mesleki ağırlık farkı var.”

Mina, Nef’e cevap vermeye çalışırken bir yandan da elindeki etiketi hangi kavanoza yapıştıracağını hatırlamaya çalıştı. Tezgâhın üstünde ondan fazla kavanoz vardı. Bazılarının renkleri birbirine benziyordu. Yağmur lavantası ile uyku nanesi, ışık ters vurunca neredeyse aynı görünüyordu. Kırgınlık yasemini ile hafif cesaret karışımı ise kokuları yakından alınmadıkça kolayca karışabilirdi. Mina bunu fark ettiğinde durup hepsini yeniden kontrol etmesi gerekiyordu.

Ama o sırada kapının zili çaldı.

Toma, başını içeri uzattı. “Mina! Bugün fırında yeni çörek denedik. Babam buna ‘fazla maceracı’ dedi, annem ‘yenilebilir’ dedi. Ben ikisini de iltifat sayıyorum. Çay var mı?”

Arkasından Merya Nine girdi. Pamuk da peşindeydi. Pamuk içeri girer girmez Nef’i gördü, Nef hemen daha yüksek bir rafa çıktı. Ardından Runo geldi; elinde tamir edilmiş küçük bir menteşe vardı. “Kapınızın arka tarafı ses yapıyordu,” dedi. “Getirdim.”

Mina bir anda kendini etiketler, mektuplar, çörekler, menteşe, Pamuk’un meraklı burnu ve Pofur’un sabırsız fokurtusu arasında buldu.

“Elbette çay var,” dedi biraz fazla neşeli bir sesle. “Hemen hazırlıyorum.”

Pofur, mutfaktan çok alçak ama çok anlamlı bir sesle konuştu. “Genç cadı.”

Mina, “Biliyorum,” dedi.

“Bilmiyorsun.”

“Kontrol edeceğim.”

“Etiketler karıştı.”

“Karışmadı.”

“Bir kavanozun üstünde ‘Yağmur Cesareti’ yazıyor.”

Mina tezgâha baktı. Gerçekten de yazıyordu.

Toma heyecanlandı. “Yağmur cesareti güzel bir şey gibi. Yağmurda insanın söyleyemediği şeyleri mi söyletiyor?”

Pofur, “Hayır. Genç cadının dikkatsizlik seviyesini gösteriyor.”

Mina hızla kavanozları düzeltmeye çalıştı. “Tamam, tamam. Her şey kontrol altında.”

Nef, yukarıdan kanatlarını kabarttı. “Bu cümle tarih boyunca kontrolün kaybedildiği anlarda söylenmiştir.”

Mina onları duymamaya çalıştı. İlk çayı Merya Nine için hazırladı. Merya Nine son günlerde meydandaki ayva ağacı için biraz yorgundu; ona yumuşak bir ayva çiçeği ve yağmur lavantası karışımı iyi gelirdi. Mina kavanozu kokladı. Lavanta gibi kokuyordu. En azından lavantaya benziyordu. Çok acele etmemesi gerektiğini biliyordu ama kalabalık bekliyordu, su hazırdı, Pofur gereğinden fazla dramatik fokurduyordu. Mina çayı demledi, fincanı Merya Nine’ın önüne koydu.

Sonra Toma için hafif bir fırın sonrası ferahlık çayı hazırladı. Az nane, biraz bal, minicik güneş kabuğu. Runo için ise atölye yorgunluğuna iyi gelen sıcak, sade bir karışım düşündü. Nef’e su verdi; çünkü Nef’e çay verildiğinde fazla konuştuğu daha önce denenmişti. Pamuk’a da küçük bir tabakta su ve ekmek kırıntısı koydu.

İlk gariplik Merya Nine’da başladı.

Yaşlı kadın çayından bir yudum aldı, fincanı yavaşça tabağa bıraktı ve karşısındaki boş sandalyeye ciddi ciddi baktı.

“Ben haksızlık ettim,” dedi.

Mina hemen başını kaldırdı. “Kime?”

Merya Nine boş sandalyeye bakmaya devam etti. “Sekiz yaşındayken komşumuzun ayvalarını ben koparmıştım. Suçu kardeşime atmıştım. Kardeşim üç gün tatlı yememişti. Ben de onun tatlısını yemiştim.”

Toma’nın ağzı açık kaldı. “Merya Nine!”

Merya Nine, gözleri büyüyerek Mina’ya döndü. “Ben bunu yetmiş yıldır söylemedim.”

Pofur’un kapağı yavaşça kalktı. “Bu, yağmur lavantası değil.”

Mina fincanı kokladı. “Hatırlatan adaçayı mı?”

Pofur, “Fazla hatırlatan adaçayı.”

Merya Nine ellerini dizlerine koydu. “Bunu kardeşime söylemem gerek.”

“Hayatta mı?” diye sordu Nef fazla hızlı.

Pofur, “Karga.”

Nef gagasını kapattı.

Merya Nine sakin bir şekilde, “Hayır,” dedi. “Ama mezar taşının başında söylerim. Tatlıyı da götürürüm.”

Mina hemen özür dilemeye başladı ama Merya Nine elini kaldırdı. “Kötü olmadı. Sadece ani oldu.”

İkinci gariplik Toma’da başladı.

Toma, kendi fincanından yarım yudum aldıktan sonra ayağa kalktı ve çok kararlı bir sesle, “Ben bugün fırının tabelasını yeniden boyayacağım,” dedi.

Mina dondu. “Neden?”

“Çünkü yıllardır yamuk duruyor ve kimse söylemiyor. Ayrıca babama, fırının arka duvarına çizdiğim haritanın yanına ‘Toma’nın Harita Köşesi’ yazacağım. Ayrıca değirmenciden eski kuzey yolunun detaylarını isteyeceğim. Ayrıca Nef’ten uçuş rotası çizeceğim. Ayrıca…”

Pofur, “Cesaret tarçını,” dedi.

Mina hemen Toma’nın fincanını aldı. “Ne kadar içtin?”

Toma, “Yarım yudum. Ama hayat kısa, tabelalar yamuk,” dedi.

Nef düşünceli bir şekilde başını salladı. “Bu cümleye itiraz edemem.”

Runo üçüncü garipliğe sebep oldu.

O, çayını içtikten sonra bir süre sessiz kaldı. Mina onun yanlışlıkla uyku nanesi içtiğini sanıp endişelendi. Ama sonra Runo, cebinden küçük bir defter çıkardı ve çok sakin bir sesle konuştu.

“Ben şiir yazıyorum.”

Çay evi bir anda tamamen sessizleşti.

Toma bile sustu.

Runo devam etti. “Ustam öldükten sonra başladım. Kimseye göstermedim. Çünkü demircilerin şiir yazmasıyla dalga geçilir diye düşündüm. Ama bu çaydan sonra bunun saçma olduğunu fark ettim. Demir de ritim ister. Çekiç de ölçüyle iner. Şiir de belki biraz demirciliğe benzer.”

Mina, hangi kavanozun buna sebep olduğunu anlamaya çalıştı. “Bu hangi çaydı?”

Pofur buharını uzattı, Runo’nun fincanını kokladı. “Kırgınlık yasemini, güneş kabuğu ve… hafif cesaret karışımı.”

“Ben ona sade atölye çayı yapmıştım,” dedi Mina zayıf bir sesle.

Pofur, “Hayır. Sen ona iç edebiyatını açığa çıkaran bir karışım yapmışsın.”

Runo kaşlarını çattı. “Bu kötü mü?”

Mina hemen, “Hayır!” dedi. “Hayır, hiç kötü değil. Sadece… beklenmedik.”

Runo başını salladı. “O zaman bir tane okuyabilirim.”

Nef fısıldadı. “Bu tarihî bir gün.”

Pofur, “Bugün herkes çok fazla tarih yazıyor,” dedi.

Runo defterini açtı ve şiirini okudu. Şiir, örsün üstünde unutulmuş bir çiviyle ilgiliydi. Biraz fazla ciddiydi, biraz fazla uzundu ve “közlerin suskun omzu” diye bir ifade içeriyordu. Ama Mina dinlerken bunun kötü olmadığını fark etti. Runo’nun iri ellerinden böyle yumuşak kelimeler çıkması, çay evinin duvarlarına başka türlü bir sıcaklık verdi. Toma şiirin sonunda gerçekten alkışladı. Merya Nine, “Benim kardeşim de şiir severdi,” dedi ve yeniden tatlı meselesine dönecek gibi oldu ama Mina ona bu kez sadece normal su verdi.

Dördüncü gariplik Nef’te başladı.

Mina ona çay vermediğinden emindi. Sadece su vermişti. Ama Nef, Toma’nın çöreğinden biraz fazla yemiş, sonra çöreğin yanında duran küçük tabağa konmuş bal şekerlerinden birini de kapmıştı. Meğer Mina bal şekerlerini, cesaret tarçınına değmiş kaşıkla karıştırmıştı.

Nef, aniden kanatlarını açtı ve büyük bir ciddiyetle, “Ben dedikodu seviyorum,” dedi.

Herkes ona baktı.

Nef’in gözleri büyüdü. “Yani bilgiyi kanatlandırıyorum diyordum ama gerçekte dedikodu seviyorum. Özellikle kim kime selam vermedi, kim hangi çöreği gizlice aldı, kim yağmurda ağladı sanıldı ama aslında burnu aktı… Bunları bilmek hoşuma gidiyor. Bu beni kötü bir postacı yapar mı?”

Pofur hiç düşünmeden, “Hayır, sadece yorucu bir postacı yapar,” dedi.

Nef rahatlamış gibi nefes verdi. “Güzel. O zaman bunu mesleki gelişim alanı olarak tanımlıyorum.”

Mina başını ellerinin arasına aldı. “Bugün yanlış çay günü oldu.”

Pofur, “Sonunda doğru teşhis,” dedi.

Tam bu sırada kapı yeniden açıldı ve içeri Elma ile babası girdi. Mina onları görünce hemen ayağa fırladı.

“Bugün çay yok!” dedi.

Elma’nın gözleri büyüdü. “Hiç mi yok?”

Mina tezgâhın üstündeki karışmış kavanozlara, cesaretle dolup taşan Toma’ya, şiir defterini kapatan Runo’ya, geçmiş ayvalarını hatırlayan Merya Nine’a ve dedikodu sevgisini kabullenmiş Nef’e baktı. “Bugün sadece kurabiye var.”

Pofur, “Ve su,” dedi.

Elma’nın babası etrafa baktı. “Burada ne oldu?”

Toma gururla, “Kendimizi ifade ediyoruz,” dedi.

Runo daha sakin bir şekilde, “Beklenmedik şekilde,” diye ekledi.

Mina herkesi çay evinin büyük masasına topladı. Sonra bütün kavanozları tek tek yeniden kokladı, Pofur’a kontrol ettirdi, etiketleri düzeltti. Bu işlem beklediğinden uzun sürdü çünkü Nef her kavanoza yeni isim önerileri buluyordu. Hatırlatan adaçayına “Geçmişi Ayağına Getiren Ot”, cesaret tarçınına “Ağızdan Kaçan Gerçek”, kırgınlık yaseminine ise “Kalp Sızlatan Ama Zarif Yaprak” demek istedi. Pofur, bu isimlerin hepsini reddetti.

Kavanozlar düzeldikten sonra Mina herkesten özür diledi. “Bugün dikkatsiz davrandım. Çaylarınızı kontrol etmeden verdim. Bir şeyleri fazla hızlı yapmaya çalıştım.”

Merya Nine gülümsedi. “Bazen yanlış çay da doğru kapıyı açabilir.”

Pofur hemen, “Bu yaklaşımı teşvik etmiyoruz,” dedi.

Runo, “Yine de kötü olmadı,” dedi. “Şiirimi okudum.”

Toma, “Ben tabelayı boyamaya karar verdim.”

Nef, “Ben dedikodu sevdiğimi kabullendim.”

Elma, “Ben hiçbir şey içmediğim için biraz dışlanmış hissediyorum,” dedi.

Mina güldü. Sonra onun için gerçekten basit, güvenli, sade bir ayva çiçeği çayı hazırladı. Pofur suyu dinledi, Mina kavanozu üç kez kontrol etti, Nef uzaktan bakmakla yetindi. Elma çayı içti ve memnuniyetle, “Bu sadece güzel,” dedi.

Mina rahat bir nefes aldı. “Bugün duymak istediğim en güzel cümle buydu.”

Akşama doğru çay evi yavaş yavaş boşaldı. Merya Nine gerçekten kardeşinin mezarına tatlı götürmeye karar vermişti. Toma fırın tabelasını boyamak için çıkmıştı ama Mina ona önce babasına haber vermesini tembihlemişti. Runo, şiir defterini artık cebinin daha kolay ulaşılır bir yerine koymuştu. Nef ise “dedikodu” kelimesi yerine “toplumsal küçük bilgi akışı” demeyi denemeye başlamıştı, ama kimse ona inanmıyordu.

Mina, tezgâhın arkasında kavanozları son kez kontrol etti. Etiketler artık düzgündü. Bu kez sadece isimleri değil, küçük uyarılar da yazmıştı:

Hatırlatan Adaçayı — Çok az. İnsan birden çocukluğuna dönebilir.

Cesaret Tarçını — Yarım yudum yeter. Tabelalar tehlikeye girebilir.

Kırgınlık Yasemini — Dikkatli. Şiir yazdırabilir.

Pofur bu son etikete itiraz edecek gibi oldu, sonra vazgeçti. “Bugün ne öğrendin?” diye sordu.

Mina defterini açtı. “Bunu sen mi soruyorsun?”

“Bazen eğitici olmak gerekiyor.”

Mina kalemini aldı. Yeni sayfaya başlık attı:

Yanlış Çay Günü — karışan etiketler, karışan cümleler.

Biraz düşündü. Sonra yazdı:

Büyü sadece tarife bağlı değil. Niyet, dikkat ve dinlemek de tarifin parçası. Yanlış çay bazen doğru şeyi ortaya çıkarabilir, ama bu onu dikkatsizce demlemek için bahane yapmaz.

Pofur yazıya baktı. “Bu kez iyi.”

Mina şaşırdı. “Gerçekten mi?”

“Evet. Hem duygusal hem de güvenlik açısından kabul edilebilir.”

Mina gülümsedi. “Bu senden büyük övgü.”

“Abartma.”

Dışarıdan Toma’nın sesi geldi. “Mina! Tabela biraz yamuk oldu ama babam ‘karakterli’ dedi!”

Nef pencereden başını uzattı. “Bu bilgi toplum yararına kayda geçsin!”

Pofur derin bir homurtu çıkardı. “Yarın sadece su servis edelim.”

Mina güldü. Çay evinin içi günün karmaşasından sonra hâlâ sıcak kokuyordu: tarçın, ayva, lavanta, biraz da yanlışlıkla ortaya çıkan doğrular. Raflardaki kavanozlar düzgün duruyordu. Fincanlar yerindeydi. Maviş pencere kenarında sessizdi. Pofur kaynıyordu.

Ve Mina, o gün şunu anladı: Küçük bir çay evinde bile büyü, sadece ne koyduğunla değil, ne kadar dikkatle baktığınla çalışıyordu.

Bazen bir tutam fazla cesaret, bir kasabayı öğleden önce fazla dürüst yapabilirdi.

Bu yüzden ertesi sabah, etiketleri bir kez daha kontrol etmeye karar verdi.

Nef’in pencereden girmediği bir saatte.


Bölüm Tamamlandı

Yanlış Çay Günü

11 dk
Okuma Süresi
9/10
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Küçük Cadının Küçük Çay Evi, Bölüm 9
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.