Mina, tavan arasına çıkmayı üç gündür erteliyordu.
Bunun çok mantıklı sebepleri vardı. Birincisi, tavan arasına çıkan merdiven çay evinin arka koridorunda, tam da duvarın en gıcırdayan yerine yaslanmıştı ve Mina merdivene her baktığında, merdiven de ona “ikimiz de buna hazır değiliz” der gibi duruyordu. İkincisi, Pofur tavan arası hakkında konuşmayı sevmiyordu. Ne zaman Mina “Yukarıda ne var?” diye sorsa, Pofur ya suyun kaynama derecesi hakkında gereksiz uzun bir açıklama yapıyor ya da “toz” deyip konuyu kapatıyordu. Üçüncüsü ve en önemlisi, Mina yukarıda çay evinin eski sahibi Vera’ya ait şeyler bulmaktan korkuyordu.
Bu korku tuhaftı. Vera’yı hiç tanımamıştı. Yüzünü görmemiş, sesini duymamış, onunla aynı masada oturup çay içmemişti. Ama Pofur’un anlattığı birkaç cümle, çay evinin taşlarına sinmiş eski koku ve Vera için demledikleri çayın buharında hissettiği sıcaklık, Mina’nın içinde sanki çok eski birinin nazikçe yer açmasına sebep olmuştu. Vera artık sadece “eski sahip” değildi. Bu evin ilk sıcaklığı, Pofur’un bekleyişi, rafların unutulmuş düzeni, fincanların neden bu kadar dikkatle dizildiği ve belki de Mina’nın burada neden kendini tamamen yabancı hissetmediğiyle ilgili biriydi.
Yukarı çıkarsa, Vera’nın gerçekten var olmuş biri olduğunu daha çok anlayacaktı.
Ve belki de onun yokluğunu da.
“Merdivene bakarak onu yıpratamazsın,” dedi Pofur mutfaktan.
Mina irkildi. “Ben sadece düşünüyorum.”
“Üç gündür aynı noktada düşünüyorsun. Tahta basamaklar kendini sorgulamaya başladı.”
Mina arka koridordaki küçük kapının önünde duruyordu. Elinde toz bezi, belinde küçük bir ot torbası, cebinde Toma’nın ödünç verdiği minicik bir kalem vardı. Nef, pencere pervazında tünemiş, olayı büyük bir keşif gezisi gibi izliyordu. Toma da fırından gelirken “tavan arası haritaları genelde ilginçtir” diyerek bir kâğıt rulosu bırakmıştı. Elma, “Eğer hayalet çıkarsa bana anlat” demişti. Runo ise hiçbir şey söylemeden merdivenin gevşek vidasını sıkmıştı. Bu, Ayvaçınarı usulü destek sayılırdı.
Mina derin bir nefes aldı. “Tamam. Çıkıyorum.”
Pofur, “Yukarıda eski kutular, kumaşlar, birkaç kırık sandalye, muhtemelen örümcekler ve geçmiş var,” dedi. “Bunların hiçbirine çıplak elle dokunma.”
Nef kanadını kaldırdı. “Geçmişe mi?”
“Özellikle geçmişe.”
Mina ilk basamağa çıktı. Merdiven gıcırdadı ama kırılmadı. İkinci basamak daha yüksek sesle gıcırdadı; Mina bunu itiraz olarak değil, karakter olarak yorumlamaya karar verdi. Üçüncü basamakta şapkası tavana değdi. Beşinci basamakta Nef, “Aşağıdan yönlendirme yapabilirim” diyerek kendini fazla yardımcı gösterdi. Mina ona bakınca sustu. Son basamağa geldiğinde küçük tavan kapağını itti.
Toz kokusu aşağı süzüldü.
Ama sadece toz değildi. Kurumuş ayva kabuğu, eski kâğıt, lavanta, soğumuş odun, kapalı sandık ve çok uzun zamandır açılmamış bir odanın sakladığı sessizlik. Mina burnunu buruşturdu, sonra kapağı tamamen açtı. İçeri sabah ışığı, çatıdaki küçük yuvarlak pencereden eğik şekilde giriyordu. Tozlar o ışığın içinde yavaş yavaş dönüyordu; sanki tavan arasındaki zaman, aşağıdaki çay evinden daha yavaş akıyordu.
Tavan arası düşündüğünden daha düzenliydi.
Bu, Mina’yı şaşırttı. Kutular gelişigüzel yığılmamıştı. Hepsi duvar kenarlarına dizilmiş, üstlerine küçük kumaş parçaları örtülmüş, bazılarına etiketler bağlanmıştı. Eski bir sandalye, ayaklarından biri kırık halde bile dik durmaya çalışıyordu. Bir köşede boş kavanozlar vardı; üzerlerinde eski el yazısıyla ot isimleri yazıyordu. Başka bir köşede sararmış masa örtüleri, solmuş kurdeleler ve küçük ahşap çerçeveler duruyordu. Pencerenin altında ise, üstü ince bir bezle örtülmüş alçak bir sandık vardı.
Mina, sandığa yaklaşmadan önce etrafına baktı. “Burası dağınık değil.”
Aşağıdan Pofur’un sesi geldi. “Vera dağınıklığı sevmezdi.”
“Sen seviyor musun?”
“Ben kontrollü karmaşayı tercih ederim.”
Nef merdivenin başından kafasını uzattı. “Bu, dağınıklığın kibarlı versiyonu mu?”
Pofur, “Karga yukarı çıkmasın,” dedi.
Nef başını geri çekti. “Ben zaten tarihî alanlara saygılıyım.”
Mina sandığın önüne diz çöktü. Üstündeki bezi kaldırdı. Sandık koyu renkli ahşaptandı. Kenarlarına küçük ayva yaprakları oyulmuştu. Kilidi yoktu. Sadece kapağının üstünde, ince bir çizgi halinde işlenmiş bir sembol vardı: bir fincan, içinden yükselen buhar ve buharın içinde küçük bir yıldız. Mina bu sembolü çay evinin girişindeki eski kapı tokmağında da görmüştü ama o kadar silikti ki süs sanmıştı.
Kapağı açtı.
İçinde birkaç şey vardı. Kurutulmuş ot demetleri, kırmızı kapaklı küçük bir mürekkep şişesi, iki ince fırça, eski bir anahtar, solmuş bir fotoğraf ve deri kaplı kalın bir defter.
Mina’nın eli doğrudan deftere gitti ama dokunmadan önce durdu. Deri kapağın üstünde zamanla koyulaşmış izler vardı. Defterin köşeleri aşınmış, sayfaların kenarları sararmıştı. Üzerine yine aynı sembol işlenmişti: fincan, buhar, yıldız. Mina defteri iki eliyle kaldırdı. Ağırdı. Sadece kâğıt yüzünden değil; yazılmış şeylerin ağırlığı vardı.
Aşağıdan Pofur’un sesi geldi. Bu kez her zamankinden daha alçaktı. “Buldun mu?”
Mina cevap vermeden önce defterin kapağını açtı.
İlk sayfada güzel, akıcı bir el yazısı vardı.
Küçük Çay Evi Notları
Altında daha küçük bir cümle yazıyordu:
Büyük büyüler için değil. Küçük kırıklar için.
Mina’nın kalbi bir an duracak gibi oldu.
Küçük kırıklar.
Bu kelime, son haftalarda çay evinden geçen herkesin ardında bıraktığı şeyleri tek tek çağırdı. Merya Nine’ın kayıp eldiveni. Runo’nun kapısı. Elma’nın fincanı. Toma’nın boğazında takılan yolu. Pofur’un homurtusunun altındaki özlem. Daren’in kırmızı kurdelesi. Sefa’nın geç kalmış mektubu. Ayvaçınarı ağacının gölgesinde biriken kırgınlıklar. Yanlış çay gününde ortaya saçılan küçük gerçekler.
Mina sayfayı çevirdi.
Defterde savaş büyüleri yoktu. Yıldırım çağırma tarifleri, ejderha uyutma notları, kaleleri görünmez yapan büyük mühürler, düşman ordularını sis içinde kaybettiren eski formüller yoktu. Onların yerine çay tarifleri vardı. Ama sıradan tarifler de değildi. Her tarifin yanında küçük notlar, gözlemler, insan hallerine dair cümleler yazılıydı.
Uykusuzluk çayı: Her uykusuz insana uyku verilmez. Bazıları önce rüyasının kapısına götürülmelidir.
Mina’nın boğazı düğümlendi. Runo.
Kırık fincanlar için anı demliği: Eşya hayalet taşımazsa bile, dokunulmuş anı taşıyabilir. Çatlağı kapatmadan önce neyi sakladığını dinle.
Elma.
Cesaret tarçını: Çok az. Cesaret bağırmak değildir. Doğru cümlenin boğazdan geçmesine yardım etmektir.
Toma.
Mina bir süre deftere bakakaldı. Bunları kendisi yaşamıştı. Vera yıllar önce aynı şeyleri yazmıştı. Kelimeler birebir aynı değildi ama kalbi aynıydı. Mina’nın yaptığı şeyler, rastgele şanslı denemeler değil miydi? Yoksa o farkında olmadan, Vera’nın bildiği eski bir yolun üstünde mi yürüyordu?
Aşağıdan Pofur tekrar seslendi. “Genç cadı?”
Mina’nın sesi biraz titredi. “Pofur… burada benim yaptığım çaylara benzeyen tarifler var.”
“Biliyorum.”
“Biliyor muydun?”
“Kısmen.”
Mina defteri kucağına aldı ve merdivenin başına kadar geldi. “Neden söylemedin?”
Aşağıdaki mutfakta Pofur’un ateşi yavaşladı. “Çünkü bir tarif defteriyle başlamanı istemedim.”
“Bu kötü bir şey mi olurdu?”
“Belki kolay olurdu. Ama doğru olmazdı.”
Mina merdivenden inmeye başladı. Defteri göğsüne bastırmıştı. Mutfağa vardığında Pofur, her zamanki yerinde duruyordu ama gözleri normalden daha yumuşaktı. Nef de kapı pervazına tünemiş, şaşırtıcı biçimde susuyordu. Bu, defterin önemini artırıyordu; Nef’in sustuğu şeyler genelde ya çok ciddiydi ya da henüz nasıl yorumlayacağını bilemediği kadar ilginçti.
Mina defteri tezgâha koydu. “Vera da benim gibi miymiş?”
Pofur hemen cevap vermedi. “Hayır,” dedi sonunda. “Vera, Vera’ydı. Sen sensin.”
“Ben bunu sormadım.”
“Sordun. Sadece başka kelimelerle.”
Mina defterin sayfalarını çevirdi. Bir yerde “kalp kırığı türleri” diye bir başlık vardı. Altına küçük küçük notlar yazılmıştı.
Söylenmemiş özür: Genelde uykusuzluk, öfke veya sürekli iş yapma hâliyle görünür.
Taşınan suçluluk: Unutma isteğiyle gelir, ama çoğu zaman unutmak istemez. Acının şeklini değiştirmek ister.
Gecikmiş söz: Mektup, eşya, koku veya eski bir şarkı aracılığıyla kapıya gelebilir.
Toplu kırgınlık: Bir evde, meydanda, ağaçta, ortak kullanılan bir eşyada birikebilir. Tek kişilik çay yetmez.
Mina satırları okudukça, içindeki küçük parçalar yerlerine oturuyor gibi oldu. Akademide başarısız olduğu için buraya geldiğini sanmıştı. Büyük büyüler yapamadığı için küçük bir çay evi açtığını düşünmüştü. Ama belki mesele başarısızlık değildi. Belki ona yanlış ölçüyle bakılmıştı. Bir serçeyi yüzme sınavına sokup, sonra suyu sevmedi diye başarısız ilan etmek gibi.
“Pofur,” dedi çok yavaş. “Bu nasıl bir cadılık?”
Pofur’un kapağı hafifçe kıpırdadı. “Eski bir yol.”
“Adı var mı?”
“Vera buna isim vermeyi sevmezdi. ‘İsim koyunca insanlar onu okul konusu sanıyor,’ derdi.”
Mina defterin kapağındaki sembole baktı. “Ama bir sembolü var.”
“Çay, buhar, yıldız,” dedi Pofur. “Çay bedeni ısıtır. Buhar görünmeyeni taşır. Yıldız da insanın içinde hâlâ sönmemiş küçük ışığı hatırlatır.”
Nef, sonunda dayanamayıp konuştu. “Bu çok iyi bir arma. Kartvizit basmalıyız.”
Pofur hemen, “Hayır,” dedi.
Mina gülmedi. Normalde gülerdi. Ama şu an içinde hem sevinç hem korku vardı. “Neden bu yol unutulmuş?” diye sordu.
Pofur’un gözleri kısıldı. “Çünkü insanlar büyük şeyleri daha kolay alkışlar. Bir kuleyi görünmez yapmak, bir insanın yıllardır söyleyemediği cümleyi söylemesine yardım etmekten daha gösterişlidir. Akademiler gösterişi sever. Krallar savaş büyüsüne para verir. Zenginler lanetlerini kırdırmak ister. Ama küçük kırıklar… onlar sabır ister. Dinlemek ister. Çayın başında oturmayı ister. Her cadı buna dayanamaz.”
Mina’nın aklına akademideki hocaları geldi. Onun büyülerini ölçen sert bakışlar. “Daha güçlü odaklanmalısın, Mina.” “Büyü çekirdeğin zayıf.” “Duygusal bağ kurma, formülü uygula.” “Bir cadı, çay demleyerek kendini kanıtlayamaz.”
Belki de sorun, Mina’nın büyü çekirdeğinin zayıf olması değildi. Belki de onun büyüsü formülden önce insanın titreyen yerine kulak vermek istiyordu.
Defteri çevirmeye devam etti. Ortalara doğru Vera’nın müşteri notları vardı. Bazıları neşeliydi. Bazıları hüzünlü. Bazılarının yanına küçük çizimler yapılmıştı: ağlayan bir soğan, çok ciddi bir keçi, fincanın içine düşmüş gibi görünen bir adam. Mina bunları görünce Vera’nın da düşündüğünden daha komik biri olabileceğini hissetti.
Sonra sayfalar ilerledikçe yazı seyrekleşti.
Bir sayfada şu cümle vardı:
Son zamanlarda çaylar, gelmemiş insanların dertlerini de gösteriyor. Bu iyiye işaret değil.
Mina’nın eli durdu.
Pofur’un ateşi hafifçe tısladı.
Mina sayfayı çevirdi.
Ayvaçınarı’nın gölgesi ağırlaşıyor. Ağaç insanların kırgınlığını taşıyor, ama mesele sadece kasaba değil. Sınır yolunda bir şey uyanıyor.
Mina’nın boğazı kurudu. Sınır yolu, çay evinin hemen önünden ormana doğru uzanıyordu. Yabancıların, yolcuların, mektupların, kayıp hikâyelerin geldiği yol.
Bir sonraki sayfa yarım kalmıştı.
Eğer bir gün bu defteri başka bir küçük cadı bulursa—
Cümle orada kesiliyordu.
Mina sayfanın devamına baktı ama yazı yoktu. Mürekkep bitmemişti; kelime yarım bırakılmıştı. Sanki Vera yazarken bir şey olmuş, defter kapanmış, o sayfa bir daha tamamlanmamıştı.
Nef başını yana eğdi. “Başka bir küçük cadı mı?”
Mina cevap veremedi.
Pofur, bu kez hiç homurdanmadan konuştu. “O sayfayı bilmiyordum.”
Mina ona baktı. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Bu, Pofur’un sesinde nadiren duyulan bir şeydi: korku. Çok hafif, kapağının altına saklanmış, ama oradaydı.
Mina sayfaya tekrar baktı. Başka bir küçük cadı. Bu tesadüf olabilir miydi? Vera, kendisinden sonra çay evine biri geleceğini tahmin etmiş olabilir miydi? Yoksa bu defter Mina için mi bırakılmıştı? Eğer öyleyse, neden? Vera nereye gitmişti? Sınır yolunda uyanan şey neydi? Çay evine gelen küçük dertler, daha büyük bir şeyin kenarındaki ilk titreşimler miydi?
Mina’nın kafasında sorular çoğaldı. Ama sonra Pofur’un bir zamanlar söylediği cümle aklına geldi: İnsanları tarif sanma. Belki defteri de cevap sanmamak gerekiyordu. Bu defter bir kapıydı, ama kapıyı hemen kırmaya çalışırsa hem kendini hem de içindeki anlamı incitebilirdi.
O sırada kapı zili çaldı.
Mina defteri hızla kapatmadı. Sadece elini üstüne koydu. Çay evine Elma girdi. Elinde Maviş’e uygun olduğunu söylediği küçük bir mavi kurdele vardı. Arkasında Toma başını uzatmıştı. “Bugün fırında fazla çörek çıktı,” dedi. “Babam bunun planlı olduğunu iddia ediyor ama bence hamuru fazla kaçırdı.” Runo da birkaç dakika sonra uğradı; menteşenin iyi çalışıp çalışmadığını sordu. Merya Nine, Pamuk’la birlikte geldi. Nef bir anda yine posta temsilcisi gibi dikleşti, sanki az önce tavan arası sırrını ilk öğrenenlerden biri değilmiş gibi davranmaya başladı.
Çay evi dolmaya başladı.
Mina deftere, sonra gelen insanlara baktı. Vera’nın sayfalarındaki tarifler, tam karşısında yaşayan halleriyle duruyordu. Uyuyamayan demirci. Kırık fincanlı kız. Cesaret arayan fırıncı çırağı. Yağmurda mektup taşıyan karga. Meydanın gölgesini bilen yaşlı kadın. Yanlış çay gününde bile kendi içinden bir şey çıkaran kasabalılar.
Belki de defterin bulunması gereken zaman buydu.
Her şeyin cevabını vermek için değil.
Mina’nın yalnız olmadığını göstermek için.
Pofur yavaşça kaynamaya başladı. “Genç cadı,” dedi. “Bugün ne demliyoruz?”
Mina defterin ilk sayfasını tekrar açtı. Büyük büyüler için değil. Küçük kırıklar için. Cümlenin altına parmağıyla dokundu. Sonra raflara baktı. “Bugün… eski tariflerden birini deneyeceğiz.”
Pofur’un gözleri parladı. “Hangisini?”
Mina sayfaları çevirdi ve sade bir tarifte durdu.
Başlangıç Çayı: Yeni bir yolun başında içilir. Fazla cesaret vermez. Fazla hatırlatmaz. Sadece insanın ayaklarının altındaki toprağı hissetmesine yardım eder.
Mina gülümsedi. “Başlangıç Çayı.”
Pofur, “Geç kaldık sayılır,” dedi.
“Belki bazı başlangıçlar birkaç bölüm sonra gelir.”
Nef hemen atıldı. “Bunu not ediyorum.”
Toma, “Bölüm ne?” diye sordu.
Mina bir an durdu, sonra güldü. “Hiçbir şey.”
Başlangıç Çayı hazırlanırken çay evi her zamanki gibi konuşmalarla doldu. Toma, Runo’ya haritalarda demir köprülerin nasıl çizildiğini sordu. Elma, Maviş’in kurdelesini bağlamaya çalıştı. Merya Nine, Nef’e “dedikodu değil bilgi akışı” demenin kimseyi kandırmadığını söyledi. Pamuk, masanın altında uyudu. Pofur suyu dinledi. Mina da ilk kez, Vera’nın defteri açıkken çay demledi.
Buhar yükseldiğinde, tavandaki ışıkla birleşip küçük bir yıldız şekli aldı.
Kimse bunu fark etmedi.
Mina fark etti.
Pofur da.
İkisi birbirine baktı ama bir şey söylemedi.
Akşam olduğunda çay evi boşaldı. Mina defterini, kendi not defterinin yanına koydu. İki defter arasında yıllar vardı ama ikisinin de sayfalarında aynı sıcaklık dolaşıyordu. Mina kendi defterini açtı ve onuncu bölümün sayfasına yazmaya başladı:
Vera’nın defteri — büyük büyüler değil, küçük kırıklar. Unutulmuş bir cadılık yolu.
Bir süre düşündü. Sonra altına ekledi:
Belki başarısız bir cadı değilim. Belki bana yanlış büyüler öğrettiler. Belki benim yolum, fırtınaları durdurmak değil, fincanın üstündeki buharda insanların kendi küçük ışığını görmesine yardım etmektir.
Pofur buharını uzatıp yazıyı okudu. Uzun süre sessiz kaldı.
Mina gerginleşti. “Çok mu uzun?”
“Evet,” dedi Pofur. “Ama bu kez kalsın.”
Mina gülümsedi.
Defteri kapatmadan önce Vera’nın yarım kalan sayfasını bir kez daha açtı.
Eğer bir gün bu defteri başka bir küçük cadı bulursa—
Mina o cümlenin altına yazmak istemedi. Bu Vera’nın sayfasıydı. Onun yarım kalmış cümlesi, Mina’nın aceleyle tamamlayacağı bir şey değildi. Ama kendi defterine küçük bir not düştü:
Bir gün, Vera’nın ne söylemek istediğini öğreneceğim. Ama bugün değil. Bugün çay demlemeye devam edeceğim.
Dışarıda sınır yolundan hafif bir rüzgâr geçti. Çay evinin tabelası usulca sallandı. Maviş’in içindeki papatya yaprağı titredi. Pofur’un ateşi bir an yükseldi, sonra sakinleşti.
Mina pencereye baktı.
Yol karanlığa doğru uzanıyordu. Ormandan, uzak kasabalardan, gecikmiş sözlerden ve henüz kapıya gelmemiş küçük dertlerden haber getiriyordu. Belki Vera da bir gün o yoldan gitmişti. Belki geri dönememişti. Belki de yol, hâlâ onun yarım kalmış cümlesini taşıyordu.
Ama çay evinin içinde ışık yanıyordu.
Raflarda kavanozlar yerli yerindeydi. Fincanlar sessizce bekliyordu. Pofur homurdanıyordu. Defterler tezgâhın altında duruyordu.
Ve Mina, ilk kez bu küçük çay evinin yalnızca bir sığınak olmadığını hissetti.
Burası bir yolun başlangıcıydı.
Büyük büyülerle değil.
Küçük kırıklarla başlayan bir yolun.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.