Valerin’in yanından ayrıldıktan sonra koşarak uzaklaşan Solas, odasına nefes nefese varmış durumdaydı.
“Herk-” Nefes nefese kalan, delirmiş… Yutkunur Solas. “Sonunda herkes delirmiş. Buradan bir an önce kurtulmalıyım.”
“Aşırı tepki veriyorsun, kıyamet sonrası bir dünyadaki medeniyet parçasındasın, buradan çıkıp nereye gitmeyi düşünüyorsun?”
Solas havada asılı duran küreye önce baktı, sonrasında hışım ile, “Bana bak küçük böcek!” diyerek eline aldığı gibi fırlattı. “Senin göğsüne silah dayanmadı tabii, rahatsın böyle konuşursun!” Pax’in fırlatılması ile birlikte Pax duvar içinden geçti. Solas, Pax’in geçtiği duvara doğru öfke ile bakıyor, sanki Pax’in kırılmasını, parçalanmasını bekliyormuş gibi bir şeylerin olmasını bekliyordu.
Pax duvardan geri odaya doğru döndü. “Şu anda zırh ve senin bedenin dışında fiziksel bir forma sahip değilim. Senin ölümünü neden isteyeyim, amacım seni korumak Solas.”
“Bedenin yoksa nasıl seni tutabiliyorum? Bana muhtaç değilsin, o günkü zırh ile gelişin ile birlikte zaten ne kadar zavallı ve işe yaramaz birisi olduğumu anlamışsındır. Duvardan duvara fırlatılabilecek bir oyuncaktan başka değilim değil mi senin gözünde? Bu yüzden ailemin ölümü senin için bir anlam ifade etmiyordu.”
“Solas sakin ol, bunların hiçbirisi gerçekçi idealar değil.”
“SUS! BÜTÜN YALANLARDAN BIKTIM! DIŞARISI NASIL ONU BİLE BİLMEMEME RAĞMEN BURADAN GÜVENLİDİR!”
Solas bağırıyor, Pax sessiz bir şekilde dinliyordu. Solas önce yavaş yavaş seslerinin boğuk hâle geldiğini fark etti, dengesi kayıyor, gözleri kararıyordu. Solas ne kadar çabalasa da ayakta duramıyordu ve en sonunda yere kapaklandı.
“Aşırı öfke kontrolü protokolü uygulandı, kullanıcı geçici süreliğine baygınlık yaşayacak.” Solas bunu duymasa da Pax bunu diyerek sanki kendisine iletilmiş bir komutun sonucunu rapor ediyordu.
Valeria’nın odasından hışım ile çıkan Valerin akademinin taşlı yollarında yürüyor, belki biraz olsun sinirini geçirmek için takılacak birisini arıyordu. Çatıda oturan, elindeki kan torbasını içerek havanın kararmasını bekleyen Varpin şarkı söylüyordu. Valerin’in öfke ile yürüyüşünü gören Varpin, “Hıhhhhh, umarım beni görmedi,” diyerekten çatının demir parmaklıklarından uzaklaştı arkasından.
Çatıya doğru parlayan gözleriyle bakan Valerin, Varpin’in kaçmasını beklemeden arkasından koşarak duvara tırmandı ve:
“Hey, nereye kaçıyorsun seni sokuk vampir?”
“Hiiiiiiç, sadece hava almaya çıkmıştım, görevimin başına geri dönüyorum.” Titreyen Varpin kafasını titreyerek Valerin’e doğru çevirdi.
“Elindeki kan torbası da sanırsam sana verilen kotanın içinde ya da bir şeyler aşırmaya yeniden başladın.”
“Yo yo yo, aşırma yok aşırma yok, gizli stok.”
Valerin kafasını Varpin’e tokuşturduktan sonra:
“Bana da göstersene gizli stoğunu. Gerçekten stok mu yaptın yoksa açgözlü bir vampir akademinin kan torbalarını mı çalıyor?” diyerek Varpin’in kafasını elleri ile sıkmaya başladı.
“Acıyor, acıyor! Gerçekten gizli stok, zor günler için!”
“Zor günler için mi? O zaman bu hangi zor gün?”
“Ağahhhh, tamam! Bir tane öğrenci kan bağışı yapmaya gelmişti, onu aşırdım! Stoklarda eksik yok, sal beni!”
Valerin, Varpin’i saldıktan sonra Varpin kafasını tutarak yere çöktü.
“Yine sinirini benden çıkartacak ne oldu ya?”
“Hiç, seni dövmeyi seviyorum,” diyen Valerin Varpin’e bakıyordu.
Varpin avucunu açıp yumruğunu avucunun içine vurduktan sonra:
“Hehehehe, yapmam gereken işlerim var başka zaman döversin,” diyerek oradan kaçmaya hazırlanırken, ayak bileğine basan Valerin:
“Nereye gidiyorsun lan?”
“Aghhhh, yeni öğrencinin sağlık durumunu ve kan değerlerini ölçüp sisteme kaydetmem lazım, bırak beni acıtıyor… TwT”
“Tch.” Valerin gözlerini devirir. Yerdeki Varpin toparlanıp koşmaya başlayacaktır ki Valerin çelmesi ile onu tekrardan düşürür.
Varpin ağlamaklı bir suratla:
“Bu ne içindi yaaa?”
“İşini bu saate koyup seni dövme keyfimi elimden aldığın için.”
Varpin yavaşça toparlanırken,
Valerin, “Hâlâ burada mısın, kaybol!” diye bağırır.
Varpin koşup kaçmaya başlar, uzaklaştıkça sonra kendi kendine konuşmaya başlar: “Aman be, 2 kan torbası yürütüyoruz diye gördüğümüz muameleye bak. Vampirim be ben, kan içmek en doğal hakkım. Santrifüje koyup 2 saatte alacakları sonuçları anında veriyorum yine yaranamıyorum…”
Varpin, Solas’ın odasına varır.
“Hımmmm, demek burası.”
Kapıya yaklaşıp kapıyı çalar, içeriden ses gelmez.
Tekrardan çalar ve seslenir: “Yeni öğrenci, eeeee adın neydi? Uyuyor ya da başka bir şey ile uğraşıyorsan da yapacak bir şey yok, içeri girmem gerekiyor, sağlık durumunu kontrol etmek için buradayım.”
Ses gelmez.
Varpin yakasındaki kartı odanın kilidine okutur. “Keşke tekmeleyerek girseydim daha havalı olurdu ama maaşımdan kesilir.”
Derken yerdeki Solas’ı görür.
“Oya oya, yerde uyumak hiç iyi değil canım benim kalk yatağına yat.”
Solas’ın yanına yaklaşıp nabzını kontrol ettikten sonra: “İyi en azından ölmemiş ama neden bayıldı acaba? Zehirlendi mi, ama neyden zehirlendi? Yemekten desek bu saate kadar zehirlenme vakası olmadı. Bilmiyorum bilmiyorum, düşün Varpin düşün Varpin.”
“Dur bir saniye.” Havayı koklamaya başlar. “Kan kokusu alıyorum ama nereden geliyor?” Varpin yavaşça Solas’ın bedenini kontrol etmeye başlar. “Yere çarpma sırasında bir şey olmuş olabilir.” Dikkatlice vücudunu incelerken, “Bedeninin alt kısmından geliyor sanırsam, yerde mi kan var acaba ya da…” derken Varpin’in gözleri Solas’ın eline takılır ve tutar. “Tırnaklarının arasında kan var avcununun içerisinde toplanan kana ve sıcaklığa bakarsak avucunun içerisinde kanama olmuş ama avucunun içinde yara izi yok. Şifacı sınıfı mı? Ama avucunun içindeki sıcaklık ona ait değil. Hımmmm, kendine zarar veren bir tip olmaz umarım, değerli kan stoğumu bunlara harcamak istemiyorum. O zaman başka ne olabilir, Varpin düşün. Kendine zarar verecek bir tip olsaydı bunu sessizce yapardı burada olduğu gibi, ancak elindeki sıcaklık ona ait değil. Dikkat mi çekmeye çalışıyor? Sanmam, haberim olurdu. O zaman öfke nöbeti seçeneği kalıyor geriye. Kanında yüksek adrenalin varsa…” Varpin’in gözleri parlar.
“Hıhıhıhı, öğrenmek için tek bir yol var.”
Yerdeki Solas’ı oturur pozisyona getirdikten sonra boynundaki saçları çeken Varpin dişlerini Solas’ın boynuna doğru yaklaştırır.
“Afiyet olsun.”
Dişlerin batması ile baygın da olsa hafif bir kıpırdama yapan Solas sonrasında hareket edemez.
Varpin yeterince kan içtikten sonra Solas’ın boynundan dişlerini çıkartır, kafasını yukarı diker ve ağzının içindeki kanı gargara yaparak içmeye başlar.
“Adrenalini çok yüksek, hımmm, öfke nöbeti olabilir.” Ağzını şapırdatan Varpin, “Sanırım bundan dolayı insanların son anlarındaki kanları daha lezzetli oluyor, adrenalin önemli. Bundan sonra gelecek öğrencilere spor yaptıktan sonra mı kan testi uygulasam, eheheh.”
Yavaş yavaş uyanan Solas bulanık bir şekilde görmeye başlar, boynundan süzülen kana elini götürür.
Tepesinde gargara yapan ses onu uyandırmış olsa da kendine getirmekten uzaktı. Boynundan elini çekip gözlerinin önüne getiren Solas, boynundan akan kanı görünce ani bir şok ile kendine gelir ve kendisini Varpin’den hızla uzaklaştırmaya çalışır. Sendeleyerek geriye doğru çekilirken kafasını masasına çarpması ile tekrar bayılır.
Varpin, Solas’ın uyanışını fark etse de ona tepki veremeden Solas’ın gözlerinin önünde bayılmasına şahitlik eder: “Ehhhhhh.”
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.