Bölüm 2
The Rust Requiem

Heykelin Uyanışı

4 dk okuma

Annemin çığlığı zamanda donmuş bir şekilde duruyordu. Sesini duymuyordum ama zihnim o boşluğu dolduruyordu. Ölen ailemi, üzerime atılan yaratığı görüyordum. Zamanın durduğu bu sessizliğin içinde, hemen yanı başımdan o soğuk ses yükseldi:

“Daha ne kadar izleyeceksin, Solas?”

Başımı çevirdiğimde, havada asılı duran bir küre gördüm. Yaydığı loş ışık cansız bir şekilde titreşiyordu.

Önümde duran sahne kâbusun tekrarıydı. Öldüm mü yoksa ölmek üzere miydim, bilmiyordum.

“Ben öldüm mü?” diye inledim, sesim çaresizlikle titriyordu.

Küre, sokağın ortasına, o donmuş canavarın tam önüne süzüldü. “Hayır. Ancak hayatta kalmak için çabalamazsan öleceksin.”

Yutkundum. Çaresizlik boğazımı sıkıyordu. “Hayatta kalmak için çabalamazsam mı? Ne yapabilirim ki? Ben… ben aciz biriyim. O bir yaratık, ben ise sadece bir insanım. Ne yapabilirim?”

“Korku, hayatta kalman için gerekli ilkel bir uyarandır; ancak acizlik tamamen senin seçimin. Karşındaki canavar düşünemez, sadece saldırır.İnsanlığı bu güne getiren şey pençeleri değil, uyum sağlama becerisiydi. Zihnini kullan ya da burada yok ol.”

O andan itibaren zaman algısı tamamen silindi. Ne kadar sürdüğünü bilmiyordum. Zihnimdeki labirentin o paslı koridorlarında günler, aylar ya da yıllar birbirine karıştı. Başlangıçta sadece kaçıyor, saklanıyor ve tekrar tekrar o korkunç sonu yaşıyordum. Ancak o küre, bir gölge gibi beni hiç bırakmadı. Düştüğüm her an, o soğuk tınısıyla beni kışkırttı. Korkum yerini yavaş yavaş kabullenişe, kabulleniş ise öfkeye bıraktı. Kırılgan zihnim her parçalandığında, kürenin yönlendirmesiyle daha sert, daha hissiz bir şekilde yeniden birleşti. Zihnimdeki kopyaların saldırıları altında paniklememeyi, kırılgan bedenimi değil, irademi bir silah gibi kullanmayı öğrendim.

O sonu gelmez simülasyonların birinde, artık bir av değildim. O kırkayağın karşısına bir kez daha çıktığımda hâlâ korkuyordum ancak kurduğum tuzakların altında parçalanan yaratığı öldürdüğümde hissettiğim şey neydi, tam olarak bilmiyorum. Belki ilk defa bir şeyi başarmış olma hissi ya da tiksindiğim bir şeyi ortadan kaldırmanın rahatlığı… Bilmiyorum ama bilmem de pek gerekmiyordu. “Yaratıkla başa çıkmayı öğrenmiş ve onu öldürmüşken , kürenin ışığı söndü ve kendimi metalik bir tabutun içinde, etime saplanan kablolarla buldum.”

Gerçek dünyada, Rotterdam’ın merkez meydanında tek bir hüküm sürüyordu: Altının, gümüşün ve çeliğin soğuk ihtişamı. Meydanın ortasındaki yüksek bir kaidenin üzerinde o devasa zırh duruyordu. Gökten inip şehri o korkunç istiladan kurtaran bu metalik dev, şimdi halkın “Kurtarıcı” adını verdiği hareketsiz bir heykel gibi sergileniyordu.

Güneş en tepedeyken, meydanda sıradan ve kalabalık bir gün yaşanıyordu. İnsanlar zırhın gölgesinde yürüyor, hayat o devasa metalin altında akıp gidiyordu.

Aniden, yıllardır hareket etmeyen zırhın derinliklerinden gelen ağır, metalik bir sürtünme sesi meydandaki uğultuyu bıçakla kesilmiş gibi susturdu.

Zırhın göğüs kafesindeki plakalar hafifçe titremeye başladı. Zırh, derin bir uykudan uyanan dev bir mekanizma gibi sarsıldı. Eklemlerinden sızan buhar etrafı duman altında bırakırken, yayılan görünmez bir dalga sokağın sonuna kadar ulaştı.

Halkın huşu içindeki bekleyişi, saniyeler içinde paniğe dönüştü. Çığlıklar koptu, insanlar ezilme pahasına meydandan kaçışmaya başladı.

Çok geçmeden, sokağın dört bir yanından siyah, ağır zırhlı araçlar ve askeri timler belirdi. Zırhın göğüs kafesi, hidrolik bir iniltiyle ikiye ayrıldı. İçeriden yayılan yoğun, genzi yakan metalik koku meydanı sardı. Kabloların ve mavi sıvı hortumlarının arasından bir figür yavaşça öne doğru düştü.

Beton zemine yığıldığımda, ciğerlerime dolan hava sanki cam kırıklarıyla doluydu. Bu bir uyanıştan ziyade, acı verici, travmatik bir doğumu andırıyordu. Bedenimi hissedemiyordum; kollarım ve bacaklarım bana ait değilmiş gibi ağır, hantal ve felçliydi. Kendi etime yabancılaşmış, yıllardır süren o derin uykunun uyuşukluğuna hapsolmuştum.

Dünyayı ilk kez görüyormuş gibi solgun ve şaşkın gözlerle etrafıma bakındım. Görüşüm bulanıktı. Kulaklarımda sadece boğuk, çınlayan bir uğultu vardı.

Omzuma zar zor süzülen küreyi hissettim ancak ışığı ve varlığı tamamen sönüktü. İkimiz de son damlamıza kadar tükenmiştik.

Bulanık görüşümün arasından bana doğru temkinli adımlarla yaklaşan siyah silüetleri fark ettim. Ellerinde parlayan sivri metaller tutan adamlar etrafımı sarıyordu. Bir şeyler bağırıyorlardı ama sesleri suyun altından geliyormuş gibi anlamsız ve uzaktı.

Kaslarım o kadar hissizdi ki kıpırdayamadım. Daha fazla dayanamadım; göz kapaklarım yenik düştü ve karanlık beni tamamen yuttu.



Bölüm Tamamlandı

Heykelin Uyanışı

4 dk
Okuma Süresi
2/2
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 2
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.