Bölüm 8
The Rust Requiem

İki Kız Kardeş

4 dk okuma
Valerin’in adımları koridorda yankılanıyordu. Solas, hemen arkasında ona ayak uydurmaya çalışarak Akademi’nin derinliklerindeki cephaneliğe girdi. İçerisi, ilk bakışta insanlığa orta çağ dönemi hissi veren silahlarla doluydu; ilerledikçe tabancalar ve hafif makineli silahların yer aldığı bu mekânda, genzi yakan ağır bir çelik ve makine yağı kokusu havaya hâkimdi.
Valerin, duvarlar boyunca dizilmiş rafların arasında umursamazca gezinirken omzunun üzerinden geriye baktı: “Daha önce hiç silah kullandın mı?”
Masadan bir tabanca aldı ve elindeki silahın şarjörünü kontrol etti.
“Kullandım,” dedi Solas kısaca.
Valerin’in dudaklarındaki o laubali tebessüm bir anlığına dondu. Gözlerinde soğuk, hesapçı bir şüphe belirdi. Elindeki silahın şarjörünü sertçe yuvasına taktı, sürgüyü gürültüyle çekip kurdu ve namluyu aniden Solas’ın göğsüne doğrulttu.
“Garip,” dedi fısıltıya yakın bir sesle. Başını hafifçe yana yatırmıştı. “Üç yıl boyunca bir zırhın içinde, bitkisel hayattaydın. Ve silah kullanmayı biliyorsun, öyle mi?”
Namlunun soğukluğu ve Solas’a yaptığı baskı, Solas’ın nefesini kesti. Bedenindeki adrenalin aniden yükseldi; bacakları istemsizce geriledi, botunun topuğu zeminde hafifçe kaydı ve yere düştü. Valerin’in tavrı karşısında dehşete düşmüştü.
Tam o saniyede zihninde o pürüzsüz, metalik ses yankılandı.
*“Solas. Sakin ol, kaçmaya çalışma. Kıyametten önce de silah kullanmayı bildiğini söyle.”*
Solas korkuyla yutkundu. Pax’in talimatına uyarak tam ağzını açacaktı ki, Valerin aniden odanın duvarlarında yankılanan gürültülü bir kahkaha patlattı. Namluyu indirdi, silahın şarjörünü çıkarıp sürgüyü çekerek içindeki mermiyi havada yakaladı.
“Korkma canım, şaka yapıyorum,” dedi sırıtırken. “Bir şekilde öğrenmişsindir, yoksa o kargaşada nasıl hayatta kalacaksın, değil mi?” Tabancayı masaya geri fırlattı. “Hadi, bir silah seç. Yoksa ben mi seçeyim sana?”
Aynı esnada Pax’in sistem analizi Solas’ın zihnine ulaştı.
*“Çevresel tarama tamamlandı. Buradaki teçhizatların tümü eski moda teknolojiye ait. Benim sistemim ile entegre edilemezler. Dışarıdan bir silaha ihtiyacın yok. Ben sana yeterim.”*
Bu boğucu ortamdan ve Valerin’in akıl dışı hareketlerinden bir an önce kurtulmak isteyen Solas, “Sağ ol, gerek yok,” diyerek arkasını döndü ve doğrudan çıkış kapısına yöneldi. Kapının metal koluna asıldı ancak mekanizma kilitliydi.
Arkasından Valerin’in alaycı sesi duyuldu. “Hey, hey… Beni kovdurmaya mı çalışıyorsun?” Solas arkasına döndüğünde Valerin kollarını göğsünde bağlamış, keyifle onu izliyordu. “Zindana çıplak elle mi gideceksin? Daha zırh bile seçmedin.”
*“Solas,”* diye uyardı Pax. *“Onu ikna etmeden çıkmaya çalışmak güvenliğin için tehlikeli. Gücümü serbest bırakıyorum. Silahlanma başlatılıyor.”*
Solas’ın göğsünün tam ortasından gümüş ve altın rengi metalik bir sıvı sızmaya başladı. Oksijenle temas ettiği an katılaşan bu madde, saniyeler içinde göğsünden omuzlarına doğru yayılan, pürüzsüz, gümüş-altın hatlara sahip ağır bir zırh formunu aldı.
Valerin’in gözleri kısıldı. “Hımm… Dönüşüm tipi. Demek ki zırhın var. Ancak silahın hâlâ yok.”
Bunun üzerine Pax, matrisindeki enerjiyi Solas’ın kollarına yönlendirdi. Göğsündeki zırh genişleyerek uzadı; Solas’ın sağ elinde Valerin’in elindekine benzer bir tabanca oluştu.
Valerin bu gösteri karşısında tamamen ikna olmuş bir şekilde gülümsedi. “Güzel yetenekmiş. Bununla gitmene izin verebilirim.”
Kapının kilit mekanizması mekanik bir sesle açıldı. Solas bir saniye bile beklemeden, Pax’in yeteneğini çekip kapıdan dışarı fırladı ve adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaştı.
Valerin, aldığı silahı yerine koyduktan sonra koridordan hızla kaçıp gitmiş olan Solas’a doğru baktı. “İçinde ne var bilmiyorum ama oldukça eğlenceli bir şeye benziyor,” diyerek güldü ve yürümeye başladı. Akademi’nin üst katlarında bulunan kurucunun, yani Valeria’nın odasının önüne geldi. Kapıyı çaldıktan sonra ses gelmemesine rağmen içeri girdi. Uzun bir masada yığılı belgelerin arasında elindeki tüye bakan Valeria’ya, “Hâlâ buradasın. En azından benimle birlikte daha fazla zaman geçir,” dedi.
Valerin masanın diğer ucundaki koltuğa oturup ayaklarını masaya koydu ve koltuğun ayaklarını yerden keserek sallanmaya başladı.
“Bunu yapamam, sen de biliyorsun,” dedi Valeria.
“Biliyorum, biliyorum; dünyaya düzen getirmek, öğrenci eğitmek, belge imzalamak zorundasın ama küçük kardeşinle zaman geçirecek hiç vaktin yok.”
“Uzatma, Valerin.”
Valerin, sert bir şekilde sallandığı koltuktan kalktı.
“Senin gibi suratsız birine karşı neyi uzatacağım? Rapor vermeye geldim ama bu kadarı bile çok.”
“Konuş.”
“O iki sokuk diplomat öldü. Akademiye yine nerede değişik insan varsa getirmişsin zaten. Kalanını raporda oku, ben çıkıyorum. Ailenden çok sevdiğin belgeleri okumakta iyi eğlenceler.”
“Valerin!”
Valerin kapıyı sertçe çarpıp çıktıktan sonra, Valeria yere düşen belgelere bile bakmadan yaptığı işe devam etti.

Bölüm Tamamlandı

İki Kız Kardeş

4 dk
Okuma Süresi
8/8
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 8
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.