Bölüm 1
The Rust Requiem

Büyük Korozyonunun Başlangıcı

4 dk okuma

Ciğerlerimdeki yanma, artık acıdan öte bir hissizliğe dönüşmüştü. Bacaklarım titriyor, attığım her adımda yer sanki ayağımın altından kayıyordu. Arkamda bıraktığım o kan gölü, zihnimin perdesinden bir türlü gitmiyordu. Babamın kopuk kolu ve annemin o boşluğa bakan, dehşetle donmuş cansız gözleri…

Ama duramazdım. Annemin son çığlığı beynime kazınmıştı:

Kaç, Solas!

Gidecek hiçbir yerim yoktu. Her sokak bir çıkmaza, her gölge ise bir mezara açılıyordu. Ayağım bir ceset yığınına takıldı. Sertçe yere kapaklandığımda avuçlarımın içine batan cam kırıklarını ve o sıcak, yapışkan sıvıyı hissettim. Başımı kaldırdığımda kaçışımın sonuna geldiğimi anladım.

Karşımda duran varlık, metalden veya makineden yapılmış bir şey değildi. O, doğanın gördüğü en hasta kâbustu.

Apartman blokları kadar yüksek, devasa bir kırkayak. Gövdesi, hastalıklı bir şekilde parlayan ve yer yer çatlamış kalın bir kitin tabakasıyla kaplıydı. Çatlakların içinden yoğun bir irin sızıyor, yüzlerce jilet keskinliğindeki bacak, betonu tereyağı gibi deşiyordu. Sırtındaki boğumlar nefes alır gibi şişip iniyor, her hareketinde genzi yakan asidik bir buhar yayıyordu. Belli belirsiz yüzü; sadece sürekli açılıp kapanan salyalı kıskacı ve etrafında dönüp duran sayısız göz…

Yaratık, bir an bile duraksamadan, zihni olmayan devasa bir öğütücü gibi üzerime doğru geliyordu. Ağzından damlayan asitli salya, hemen yanımdaki betonu cızırdayarak eritti. Çürümüş et ve sülfür kokusu genzimi yakarken midem kasıldı, kusmak istedim.

Ses tellerim yırtılırcasına çığlık atmak istedim ama boğazımdan sadece acınası, kesik bir hırıltı döküldü. Elimin altına gelen bir taşı kavradım. Kollarım uyuşmuş, bacaklarım felç edici bir soğuklukla donmuştu. Tonlarca ağırlığındaki bir ölüm makinesine karşı… Bir taş parçası.

Dişlerim birbirine çarpıyordu. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Sadece o iğrenç yaratığın dişleri ve kalbimin göğüs kafesimi parçalamak isteyen vuruşları vardı.

Şimdi bitecek. Acıyacak mı? Çok mu acıyacak?

Yaratığın kıskacı açıldı. O yapışkan, ıslak sesi duydum. Ölüm, sıcak ve iğrenç bir nefes gibi yüzüme vurdu.

Tam o anda… Zaman dondu.

Kırkayağın çığlığı, rüzgârın uğultusu, kendi hıçkırıklarım… Her şey bıçakla kesilmiş gibi sustu. Sadece o ses vardı. Kulaklarımda değil, doğrudan beynimin içinde yankılanan soğuk bir sesti bu.

“BU ŞEKİLDE Mİ BİTECEK?”

Soru basitti ama nefes alamıyordum. O soğuk fısıltı tekrar etti; bu sefer daha baskın, daha talepkâr:

“GÜÇLENMEK… İSTER MİSİN?”

Zihnim bomboştu. Kelimeler anlamını yitirmişti. Ne ailem ne de dünya umurumdaydı. O an sadece içimdeki ilkel hayvan haykırıyordu: Ölmek istemiyorum.

Düşüncelerim bir çorba gibiydi, mantıklı bir cümle kuramıyordum. Sadece o korkunun bitmesini istiyordum. İçimden taşan, saf bir hayatta kalma çığlığıydı. Ve zihnimde beliren o soğuk sesli varlığa tüm çaresizliğimle tutundum.

Zihnimde beliren o soğuk ses son bir kez konuştu ve sustu:

“KABUL EDİLDİ.”

Ve gökyüzü yarıldı.

Kafamdaki ses sustuğu an yukarıdan gelen o kulakları sağır edici ıslık sesini duydum. Kırkayak içgüdüsel bir refleksle başını kaldırdı ama tepki vermeye vakti olmadı. Bulutların arasından yanarak düşen devasa bir kütle, bir meteor gibi yaratığın tam tepesine indiğinde dünyadaki tüm diğer sesleri silip süpüren devasa bir gürleme koptu.

Çarpışmanın yarattığı şok dalgası beni bir bez bebek gibi fırlattı, sırtım sert bir duvara çarptı. Gözlerimi zorlukla açtığımda gördüğüm manzara midemi bulandırdı ama tuhaf bir rahatlama hissettirdi.

Canavar… Artık yoktu.

Gökten düşen o devasa kütle, yaratığın kafasını tamamen ezmişti. İrin, kan ve bacak parçaları sokağa saçılmıştı. Etrafa yayılan yoğun kan kokusu ciğerlerimi yakıyordu ama umurumda değildi. Başım dönüyor, görüşüm bulanıklaşıyordu. Gökten inen o şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Vücudumdaki adrenalin çekiliyor, yerini derin bir karanlığa bırakıyordu.

O devin, canavarın leşinin üzerinden yavaşça doğrulduğunu ve bana doğru döndüğünü hayal meyal gördüm. Devasa göğüs kafesi tıpkı bir ağız gibi açılıyordu. İçeriden yayılan ışık beni çağırıyor gibiydi.

Göz kapaklarım ağırlaşırken. Sanırım bu benim sonum.

Karanlık beni yuttu.


Bölüm Tamamlandı

Büyük Korozyonunun Başlangıcı

4 dk
Okuma Süresi
1/1
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 1
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.