Bölüm 5
The Rust Requiem

Diplomasi ve Akademi

6 dk okuma
Sorgu odasından çıkarılıp daha geniş kapılı bir toplantı salonuna getirildiğimde, içerideki gerilim havada asılı kalmış bir duman gibiydi. Beni daha önce sorgulayan Hollandalı savunma komutanı, masanın bir ucunda sıkıntılı ve savunmacı bir ifadeyle duruyordu. Karşısında ise iki resmi figür vardı: Alman diplomat Richter ve Fransız temsilci Madame Claire.

“Komutan,” diyordu Richter, sesinde gizlemeye gerek duymadığı bir kibirle. “Çocuğun kendisini ve o zırhtan elde edilen sorgu verilerini istiyoruz. Hollanda’nın sınırında gerçekleşen bu anormalliği tek başına elinde tutmaya çalışması diplomatik ilişkilerimize zarar veren fevri bir tutum.”

Hollandalı komutan dişlerini sıktı. “O bir anormallik değil, Richter. Genetik olarak bir insan ve sivil hakları—”

Sözleri, salonun kapılarının açılmasıyla kesildi.

İçeriye, adımları bile odadaki atmosferi dondurmaya yeten, omuzlarında çok daha ağır bir apolet taşıyan yeni bir figür girdi. Yakasındaki isim Seçkin’di. İçeri girdiği an, rüzgâr tamamen yön değiştirdi.

Seçkin, Hollandalı komutana hafifçe başını sallayarak masaya yaklaştı ve diplomatlara buz gibi bir bakış attı.

“Protokoller sivil bölgeler için geçerlidir,” dedi sesini bir şekilde alçalarak. “Ancak bu çocuk artık ne sizin sınırınızda ne de masadaki bir ganimet. O, Akademi’nin bir parçası. Bir öğrenci, sizin laboratuvar fareniz değil.”

Madame Claire öfkeyle bir adım öne çıktı. “O çocuk Avrupa kontrolü altında olan Rotterdam’dan çıktı Seçkin! Bunu Akademi’nin arkasına saklanarak geçiştiremezsiniz.”

“Geçiştirmiyorum,” dedi Seçkin, dudaklarında ince, alaycı bir gülümsemeyle. “Onu eğitiyorum. İtirazınız varsa Akademi’ye resmi bir dilekçe yazabilirsiniz. Cevabını on yıl sonra alırsınız.”

Richter, Seçkin’in bu tavizi reddeden sert tavrı karşısında dişlerini sıkmakla yetindi. Madame Claire ise olayların başarısızlığını sessizce Richter’e yıkmaya hazırlanan hesapçı bakışlarla geri çekildi. Diplomatlar öfkeyle, arkalarına bakmadan salondan ayrıldı.

Seçkin bana dönüp başıyla kapıyı işaret etti. “Kalk. Gidiyoruz.”

Beni günlerdir tuttukları bloktan çıkıp büyükçe duran binalara doğru ilerledik. Denizin kıyısını görebiliyordum; bu yerleşke beklediğimden çok daha büyüktü. Ufka doğru uzanan tesisler ve arazilerle ne kadar geniş bir yerde olduğumu anlayamıyordum.

Kayıt ofisinin bulunduğu devasa binanın girişinde durduğumuzda Seçkin, işlemleri halletmek için beni üniformalı bir rehbere emanet edip kısa bir süreliğine yanımızdan ayrıldı.

Rehberle birlikte beklerken, etraftan geçen öğrencilerin arasındaki bazı anormallikler dikkatimi çekti. Bir kız elini hafifçe çevirerek havada mavimsi bir ışık küresi yaratıyor, az ilerideki bir başkası ise bileğinden yansıyan yarı saydam, dijital bir panelde parmaklarını gezdiriyordu.

“Bu da ne böyle…” diye fısıldadım istemsizce.

“Görsel veri işleniyor, Solas,” diye yankılandı zihnimde Pax’in tanıdık sesi. “Üç yıllık hareketsizliğim süresince çevredeki ağlardan toplayabildiğim verilere göre, o mavi enerji atmosferdeki partiküllerin manipüle edilmesi… Buna ‘Mana’ diyorlar. Havada gördüğün o hologram ekranlar ise ‘Sistem’ adını verdikleri nöro-dijital arayüzler.”

Bakışlarımın nereye kilitlendiğini ve şaşkınlığımı fark eden rehber bana doğru döndü. Sesinde neredeyse dini bir saygı vardı:

“İnsanlık, ilk defa kendisinden daha büyük kıyımlar yaratan canlıların doğasını anlamak ve onlardan korunmak için Büyük Kahraman Valeria önderliğinde Akademi’yi kurdu. Burada yetenekleri, Sistem’i ve Mana’yı anlamak için bulunuyoruz. Dışarıdaki o diplomatlar sadece ele geçirecekleri toprakları ve sömürülecek kaynakları önemser; ama Akademi, hayatta kalmaya ve ilerlemeye odaklanır.”

Çok geçmeden kayıt ofisinden dönen Seçkin, elindeki siyah bilekliği doğrudan bileğime taktı. Ve konuşmaya başladı:

“Seni ‘Geç Kayıt – Özel Durum’ statüsüne aldırdım. Şu anda Akademi’nin senin düzeyini tam olarak anlayacak ya da test edecek vakti yok. Bu yüzden hızlıca gelişmeye odaklan.”

Bileğimdeki dijital ekranda beliren ‘204’ numarasını işaret etti. “Bu numara yurt odanın anahtarı. Kaybetmemeye çalış, yenisini çıkartmak gerçekten uğraştırıcı oluyor.”

C Bloğu’ndaki odamın metal kapısına ulaştığımızda durduk. Seçkin gitmeden önce omzuma o ağır, yorgun elini koydu.

“Akademi üniforman ve temel eğitim eşyaların içerideki dolapta,” dedi ciddiyetle. “Yarın sabah Akademi, öğrencilerin tecrübe kazanması için alt kademe bir eğitim zindanına baskın düzenleyecek. Geç geldiğin için bu baskında bulunmak zorunda değilsin, bu sana tanınan bir ayrıcalık. Ancak yerinde olsam, o ekosistemde nasıl hayatta kalacağımı öğrenmek için yarın sabah 3 numaralı amfide olurdum. Karar senin. Bundan sonraki eğitim programın masanın üzerinde.”

Seçkin gidip de kapı arkamdan kilitlendiğinde, dar ama temiz odada tek başıma kaldım. Üzerimdeki yıpranmış kıyafetlerle bu steril odaya ait olmayan biri gibiydim.

“Pax,” diye fısıldadım yutkunarak.

Zihnimin içindeki o tanıdık soğukluk dalgalandı.

“Buradayım, Solas,” diye yankılandı zihnimde. “Fiziksel bir form olarak dışarı yansımam şu anki enerji rezervlerimizle imkânsız. Enerji matrisim senin aurana ve Rotterdam’da kalan o heykel formundaki zırhın çekirdeğine kilitli durumda. Şimdilik sadece zihinsel formda, senin sinir sistemin üzerinden çevreyi tarayabiliyorum. Odada dinleme veya izleme cihazı bulunmadı. Güvendeyiz.”

Bu teknik onayla birlikte, günlerdir, hatta o karanlık zırhın içindeki üç yıl boyunca koruduğum o buzdan duvar aniden paramparça oldu.

Dizlerimin bağı çözüldü, yatağın kenarına ağır bir çuval gibi çöktüm. Dudaklarımdan istemsiz, kesik bir hıçkırık kaçarken ilk gözyaşı soğuk zemine damladı.

“Her şey çok hızlı geliyor…” diye fısıldadım hıçkırıklarımın arasından, ellerimle yüzümü kapatarak. “Buna dayanabilecek miyim, Pax?”

“Kalp atış hızın düzensiz, yüksek endişe tespit edildi,” dedi Pax sakin bir tonda. “Buna ben karar veremem, Solas. Benim algoritmalarım geleceği göremez. Ancak yapabilirsin. Simülasyonun içindeki o üç yıllık cehennem eğitiminin boşuna olmadığını göstermek için çabala. Duygusal olarak şu an çok yoğunsun. Şimdilik uyuyup dinlenmen en mantıklı adım olacaktır.”

Titrek bir nefes aldım. Gözyaşlarımı silip başımı kaldırdığımda, karartılmış pencerenin ardında batan güneşe doğru baktım. Gözlerim yavaşça kapandı.

Bölüm Tamamlandı

Diplomasi ve Akademi

6 dk
Okuma Süresi
5/5
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 5
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.