Bölüm 3
The Rust Requiem

Kargo

4 dk okuma

Midemi bulandıran sürekli bir titreşimle kendime geldim. Gözlerimi açmaya çalıştım ama zifiri karanlıktaydım. Yüzüme sıkıca geçirilmiş, nefes almamı bile zorlaştıran kalın bir başlık vardı. Bedenimi uçtan uca saran bilmediğim bir malzeme hareket etmemi engelliyor, kollarım ve bacaklarımdan ağır kelepçelerle bir yüzeye sabitlenmiş durumdaydım.

Taşınan bir “eşya” gibi paketlenmiştim. Başlığın etkisi miydi bilmiyordum ama etrafımı saran yalıtım yüzünden kendi kalp atışım dışında hiçbir şey duyamıyordum.

Neredeyiz? Neler oluyor? diye geçirdim içimden, paniğin soğuk terleri sırtımdan aşağı süzülürken.

Zihnimin derinliklerinde, üç yıldır benimle olan o tanıdık, soğuk frekans yankılandı:

“Sakin ol, Solas. Dış basınca ve yerçekimi ivmesine bakılırsa, deniz seviyesinden yaklaşık on kilometre yukarıda, uçan bir aracın içindeyiz. Ses ve ısı yalıtımlı, ağır zırhlı bir taşıma kapsülüne kilitlenmiş durumdasın.”

Yutkunmaya çalıştım ama boğazım kupkuruydu. İçimden, Sen kimsin? Bizi kim götürüyor? diye sordum.

“Ben zırhın otonom bilinciyim,” diye yanıtladı o soğuk ses. “Bana ‘Pax’ diyebilirsin. Hemen başucunda iki insan yaşam formu bekliyor. Kapsül yalıtımlı olsa da metal yüzeydeki mikro titreşimlerden ses dalgalarını okuyabiliyorum. Dinle.”

Sistemin aktarımıyla birlikte, zihnimde iki adamın gergin ve bıkkın fısıltıları şekillenmeye başladı.

“Üç yıl…” diye homurdandı askerlerden biri. “Üç koca yıl boyunca Rotterdam meydanında paslı bir anıt gibi uslu uslu durdu. Ne diye aniden uyanıp bize iş çıkartıyor ki?”

Diğer asker derin bir nefes verdi. “Sorma. Akademi’nin özel kuryeliğini yapmak bizim işimiz miydi? Keşke hiç bulaşmasalardı da Fransızlar laboratuvarlarında bunu parça parça etseydi.”

“Bence Fransızlara bile gerek yoktu,” diye karşılık verdi ilki acımasızca. “Almanların oylamadaki fikri en doğrusuydu. Yakacaksın bu ucubeyi, kül edip kurtulacaksın.”

Konuşmaları aniden kesildi. Midem garip bir boşluk hissiyle kasılırken, bedenim istemsizce öne doğru yığıldı.

“Atmosfer basıncı hızla artıyor,” diye bildirdi o mekanik ses aynı soğuk sakinlikle. “Araç alçalıyor. İnişe geçtik.”

Sürekli devam eden o ağır titreşim bir süre sonra frekans değiştirdi ve sert bir sarsıntıyla bir yere oturduk. Ancak kapsülün kapıları açılmadı. Ne kadar süre o karanlığın içinde, bağlı bir şekilde beklediğimi bilmiyordum. Hareket ettiğimizi, kapsülün bir tür raylı sistemle ya da ağır mekanizmalarla taşındığını, zemin altındaki o derin ve sarsıntılı yolculuktan anlıyordum.

Sonunda sarsıntılar tamamen durdu.

Kapsülün kapıları hidrolik bir tıslamayla iki yana açıldı. Yüzüme çarpan hava artık rutubetli değil; steril, kimyasal ve soğuk kokuyordu. Başımdaki kalın kask alındığında, kör edici beyaz bir ışık gözlerimi yaktı. Gözlerim acıyla kendine gelirken etrafımı algılamaya çalıştım.

Bulanık görüşümün arasından seçtiğim ilk şey, tavanı kaplayan devasa ultraviyole lambalar ve odanın ortasındaki o soğuk, cerrahi atmosfer oldu. Tam karşımda duran kalın zırhlı bir camın arkasında gölgeler hareket ediyordu. Çok geçmeden, odanın basınçlı kapısı ağır bir tıslamayla açıldı.

İçeriye, yüzlerini kalın maskelerin ve sarı vizörlerin arkasına gizlemiş, hantal hazmat tulumlu üç kişi girdi. Bana bir insan gibi değil, her an ölümcül bir virüs ya da radyasyon yayabilecek tehlikeli bir anormallikmişim gibi yaklaşıyorlardı. Hiç konuşmadılar.

Biri çenemi sertçe kavrayıp ağzımın içine uzun bir çubuk sokarak tükürük örneği alırken, diğeri saç tellerimden birkaçını acımasızca kopardı. Üçüncüsü ise doğrudan koluma soğuk bir iğne sapladı.

Damarlarımdan çekilen o koyu kanı şeffaf bir tüpe aktarırlarken, içimde biriken o korku, belirsizlik ve klostrofobi hissi en sonunda bir patlamaya dönüştü.

Boğazımdaki tüm kuruluğa ve acıya rağmen, avazım çıktığı kadar bağırdım:

“Kimsiniz siz?! Benden ne istiyorsunuz? Nereye getirdiniz beni?!”

Sesim odanın steril metal duvarlarında çınladı. Ancak hazmat tulumlu adamlardan hiçbiri durmadı, adımlarını bile yavaşlatmadı. Örnekleri özel, mühürlü metal çantalara yerleştirip arkalarına bile bakmadan kapıya yöneldiler. Ağır çelik kapı büyük bir gürültüyle üzerime kapandığında, odada yine sadece kendi nefes sesim ve zihnimdeki o mutlak sessizlik kaldı.

 

Bölüm Tamamlandı

Kargo

4 dk
Okuma Süresi
3/7
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 3
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.