Bölüm 7
The Rust Requiem

İlk Ders

6 dk okuma

Solas, Akademi üniformasını üzerine geçirdi ve amfiye gitmek için odadan çıktı.

Amfi, Akademi’nin o gösterişli heybetine yakışır büyüklükteydi. Tavanı aydınlatan devasa avizeler ve o geniş ortam, muhtemelen içindekilere dünyanın devasa çarkları arasında ne kadar küçük olduklarını hissettirmek için tasarlanmıştı. Solas devasa kapılardan içeri adım attığında amfi çoktan hareketlenmişti.

Ancak Solas için bu ortam kelimenin tam anlamıyla bir işkenceydi. Ön sıralarda kahkaha atan öğrencilerin sesleri, botların zeminde çıkardığı yankılar, avizelerden yansıyan keskin ışıklar… Dünyanın tüm gürültüsü zihninin sınırlarını zorlayan, baş ağrıtıcı bir uğultuya dönüşüyordu. Bu gürültülü kitlenin ortasında kalmamak için en arka sıradaki en köşeye, gölgelerin içine sığındı.

Tam o sırada, basamaklardan yukarı doğru çıkan nazik adımlar duydu. Üzerindeki Akademi üniformasına entegre edilmiş beyaz rahibe motifleriyle bir kız ona doğru yaklaşıyordu.

“Oturabilir miyim?” diye sordu kız yumuşak bir sesle. Solas sadece başıyla onayladı.

“Ben Agatha,” dedi kız sıcak bir tebessümle. Sesi o günkü mektubu veren kıza benziyordu. Solas’ın gözlerini kaçırmasını, o günkü sessizliğini, bugünkü izole ve gergin halini belli ki ‘korunmaya muhtaç’ olarak yorumlamıştı. “Geç kayıt olduğunu duydum. Zindan pratiğinde yardımcı olabilirim. Endişelenme, aynı grupta olursak yaralanırsan dualarımla seni iyileştirebilirim.”

Solas’ın tüyleri ürperdi. Hiç tanımadığı birinin bu kadar çabuk sınırlarına girmesi onu içten içe tedirgin etmişti.

Tam o sırada yanlarına başını hafifçe ovalayan, gözaltları ağır bir uykusuzluktan çökmüş başka bir kız yaklaştı. Karanlık bir aurası vardı. Çantasını sıranın üzerine fırlatıp Agatha’nın yanına yığılırken homurdandı:

“Öndeki o gösteriş delilerinin gürültüsünü çekmektense, sizin gibi sorunsuz duran tiplerle eşleşmeyi tercih ederim.”

Agatha gülümsedi. “Bu da Etta,” dedi Solas’a bakarak. “Pek enerjik görülmeyebilir ama iyi birisidir. Tanımadığı insanlara karşı biraz soğuk olsa da birbirinizi tanıdıkça ısınırsınız.” Etta bu kısa tanıtıma sadece başını sıraya gömerek cevap verdi.

Amfinin uğultusu, eğitmenin sert adımlarla kürsüye çıkmasıyla bıçak gibi kesildi. Gözleri amfiyi taradı ve en arkada oturan Solas’ta durdu.

“Geç kayıtlı öğrencimiz de teşrif etmiş,” dedi tok bir sesle. “Ben Eğitmen Caspian. Umarım aradaki açığı hızlı kapatırsın.”

Ardından eline bir tebeşir aldı ve arkasındaki devasa tahtaya doğru döndü. Tebeşirin tahtaya değdiği o ilk an, tiz bir ‘tık’ sesi çıkardı.

Ve tam o saniyede, Caspian’ın sesi ve amfinin uğultusu aniden suyun altına girmiş gibi boğuklaştı. Solas gözlerini kırptı. Tavandaki avizelerden süzülen parlak ışıklar bir anlığına şiddetle parlayıp gözünü aldı ve etrafındaki her şey bulanıklaştı. Amfinin o steril uğultusu, zihninde aniden o günün karanlığına, yıkılan binaların gümbürtüsüne ve Rotterdam’da ölmek üzere olan insanların çığlıklarına dönüştü. Nefesi kesildi.

Zihninin derinliklerinde, o yıkıntının ve çığlıkların arasından Pax’in sesi yankılandı.

“Solas. Amfidesin. Çevresel algı kopuşu yaşıyorsun ve nabzın tehlikeli seviyede. Acil durum protokolü dâhilinde, sinir sistemini dengelemek için zihninin kontrolünü geçici olarak devralmamı ister misin?”

Kapa çeneni Pax, diye tısladı Solas içinden öfkeyle. Zihninin kontrolünü bırakmamak için ellerini yumruk yaptı ve tırnaklarını var gücüyle avuçlarına batırdı. Gerçeklikten koptuğu o anı atlatamayıp Pax’e muhtaç kalmak nefretini körüklüyordu. Avuçlarındaki o keskin fiziksel acı onu sarsarak amfiye geri çektiğinde nefes nefeseydi.

Zihninin en karanlık köşesinde, o tanıdık metalik pürüzsüzlükte soğuk bir akım hissetti:

“Kullanıcı reddi algılandı. Alternatif dengeleme yöntemi: Fiziksel acı onaylandı. Zihinsel odaklanma için hasar tabanlı katalizör işleniyor. Veri kaydedildi.”

Solas bu fısıltıya aldırış edemeyecek kadar bitkindi. Onu boğan bu şey neydi? Ellerini yavaşça gevşettiğinde, avuç içlerinde tırnaklarının açtığı, kanayan yaraları fark etti.

Tam o sırada, sıcak bir el onun kanayan ellerinin üzerine kapandı. Solas irkilerek geri çekilmek istedi ama Agatha, şifacı içgüdüsüyle onu sıkıca tutmuştu. Gözlerini kapatıp dudaklarını sessizce kıpırdattı. Bir saniye sonra, parmak uçlarından süzülen beyaz, ılık bir ışık Solas’ın avuçlarına aktı. Yırtılan deri ve kanayan kesikler, bu ışığın temasıyla saniyeler içinde gözlerinin önünde pürüzsüzce birleşip kapandı.

“Kendine karşı biraz daha nazik olmalısın,” diye fısıldadı Agatha, elini yavaşça geri çekerken.

Solas yutkunarak boğazındaki o kuruluğu atmaya çalıştı. Kendini toparlayıp pürüzlü bir şekilde teşekkür etti; ciğerleri yanıyor, gözleri doluyordu. Zihni amfinin gerçekliğine tamamen döndüğünde, başını kaldırıp tahtaya baktı. Az önce bomboş olan o devasa kara tahta, baştan aşağı karmaşık zindan şemaları ve yaratık anatomileriyle dolup taşmıştı. İçinde boğulduğu o kriz saniyeler sürmüş gibiydi ama zaman onun için tamamen kopmuş, onca anlatım ve teori o karanlığın içinde yitip gitmişti.

Caspian ellerini sertçe çırparak herkesin dikkatini tekrar kürsüye topladı. “Unutmayın! Zindanda hayatta kalmak kendi sorumluluğunuzdadır. Takviye kuvvet çağırmak Akademi’deki kariyerinizi kurtarmaz, sadece ailenize bir tabut yerine tek parça bedeninizin gitmesini sağlar.”

“Bugünlük ders bu kadar,” diyerek tebeşiri masaya bıraktı Caspian ve kürsüden indi.

Amfideki kalabalık büyük bir gürültüyle ayaklanıp çıkışa yöneldiğinde, etraftaki seslerin ve hareketlerin yarattığı o boğucu baskı Solas için katlanılmaz bir hal aldı. Agatha ayağa kalkıp gülümseyerek “Yarın görüşürüz,” dedi. Etta ise çantasını omuzladığı gibi uyuşuk adımlarla uzaklaştı.

Solas onlara sadece başıyla hafif bir onay verdi. Tek isteği bir an önce bu gürültüden ve insan kalabalığından kaçmaktı. Eşyalarını hızla topladı, sırasından kalktı ve adımlarını doğrudan kendi odasına giden o nispeten daha sakin ve sessiz koridorlara doğru yöneltti.

Solas yavaş yavaş odasına dönerken kafasını toplamaya çalışıyordu; yorgunluktan mı yoksa ait olmadığı bir yere hapsedilmiş hissetmekten mi kaynaklandığını bilmediği bir his ciğerlerini sızlatıyor, zihnini dolduruyordu.

Solas bunları düşünürken arkasından gelen bir gölge aniden kollarını onun boynuna doladı. Ne bir saldırı gibiydi ne de bir dost sarılması; sadece sınır tanımayan, rahatsız edici derecede laubali ve yabancı bir temastı. Solas bir anda irkildi.

Rehber, irkilen Solas’ın bu haline kahkahasını tutamamış, gülmeye başlamıştı.

“Korkma, benim ben. Ah, tabii beni bilmiyorsun… Ben Valerin. Beni unutmadın, değil mi?”

Solas, Valerin’e dönerek “Hayır,” dedi donuk bir sesle.

“Aferin, aferin,” diyerek Solas’ın omzuna vurdu Valerin. “Şimdi beni takip et, yapacak işlerimiz var.”

Bölüm Tamamlandı

İlk Ders

6 dk
Okuma Süresi
7/7
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
The Rust Requiem, Bölüm 7
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.