Kapısının gıcırtısı üzerine çenesinde sandalyenin bıraktığı izle kafasını kaldırdığında bile neredeyse hiç ses çıkmamıştı. O sırada içeri girmiş olan annesi normalde oğlunun bu kadar erken uyanmasına şaşırırdı ama son zamanlarda zaten üst üste beklemediği şeyler olduğu için tepki vermedi.
Fuji’nin baştan aşağı süzdüğü annesi etkinlik için güzelce hazırlanıp başına beyaz-mor çiçeklerden oluşan bir taç takmıştı. Bu annesinin temiz ve güzel yüzüne meleksi bir hava katıyordu.
Zaten çok vakti olmayan annesi oğlunu kontrol için gelmişti ve Fuji’nin bunu anlayacağını düşünerek belirtme gereği duymadı. “Kıyafet tercihi ve giyim için yardıma ihtiyacın var mı?”
“Hayır hayır sorun değil teşekkür ederim.” Fuji bariz şekilde kıyafet seçmekte zorlandığı halde annesini meşgul etmek istemedi hem artık bu tip şeyleri kendisi yapmalıymış gibi hissediyordu. Sonuçta o koruyucu klan liderinin küçük oğluydu ve gelecekte kendi itibarına sahip olması gereken birisiydi.
Annesi bunun üstüne oğluyla vedalaşarak odadan ayrıldı ve Fuji’yi kıyafetleriyle baş başa bıraktı.
Annesinin gidişiyle Fuji oturduğu yerden bulmacayı kurcalamaya dönerek kıyafet seçimi hakkında düşünmeye başladı. “Etkinlik için fazla açık renkli bir şeyler giymesem iyi olur, göze batmamak için siyah giymek şart, bir yandan da yaşlılar ve klan üyelerinin fazla dikkatini çekmek istemiyorsam pek süslü püslü giyinmemem gerekiyor.”
Bulmacasını yavaşça masasına bırakıp kıyafet seçmeye başladı, bir süre sonra tam istediği gibi siyah ve az işlemeye sahip bir şeyler bulabildi. Rahat yapısıyla kıyafet hareketlerini de çok kısıtlamıyordu, giyindikten sonra kılıcıyla hançerini kaparak odadan çıkıp ailesiyle yapacağı kahvaltı için odadan çıktı.
Kapıda bekleyen hizmetçi hızlıca yanına gelip kıyafetlerini düzenlerken iç cebine beyaz bir mendil sıkıştırmayı unutmadı. Hizmetçi Fuji’nin kılıcını ve hançerini alarak önden at arabasına yerleştirmek üzere ayrıldı.
Kahvaltının olacağı odaya geldiğinde oda kaotik bir havaya sahip olsa da Fuji hiç şaşırmadı sonuçta her sene olan bir şeydi. Danışmanlar ve hizmetçiler babasının başında üşüşmüş halde bekleyip etkinlik hakkında detaylar ve düzenlemeler hakkında bilgi veriyor veya sorular yağdırıyordu.
Fuji sakince masaya oturup düzgünce kahvaltısını ederken bir yandan annesinin her sene aynı heyecanla yönelttiği soruları tekrar tekrar cevapladı. Babası erkenden onlardan ayrılıp etkinlik alanına gittikten yaklaşık yarım saat sonra ancak evden çıkıp annesi ve abisiyle beraber yolculuğa çıktı.
Yolculuk Fuji için iyi geçti, geçen seferki gibi boş sohbetler eden iki ergen yerine başarısız sohbet açma girişimlerinde bulunan annesi kesinlikle daha tatlı hissettiriyordu.
Sahaya vardıklarında normal izleme noktalarını geçip “I” şeklindeki sahanın ucunda yer alan, sahaya bakan kısmı camla kaplanmış ve bir kale gibi sıkı korunan kısma geçtiler.
Onlar klan lideri hanesinden oldukları için erken gelmişti ama diğer klanların toplanması çok uzun sürmedi. Fuji annesinin diğer klan bayanlarıyla pek ilişkisi olmadığı için onu yalnız bırakmak istemeden yanında oturmuştu.
Yine de sandalyesinde otururken tahta oyunu oynayan yaşlıları ve kendi aralarında sohbet edenleri dinlemekten kendini alamadı. Bütün klanların kendi arasında farklı farklı anlayışları ve ilişkileri olduğu için Fuji’nin ilgisini çekerdi.
“Sayın kıdemlinin önünde saygıyla eğiliyorum.” dedi eflerin liderini gören bir yaşlı. Fuji sohbete pek ilgi duymayınca başka tarafları dinlemeye başladı.
“Eski dostum seninle akademide birlikte eğitim aldığımız yılları daha dün gibi hatırlıyorum uzun süredir görüşemedik.”
“Seni de tekrar görmek güzel akademide biriktirdiğimiz o anılar hâlâ hayatımın bir parçası olacak kadar net şekilde aklımda, çok iyi zamanlardı.”
Yaşlılar ve diğer klan üyelerinin sesi birbirine karışınca Fuji’nin artık duyması zorlaştı. Yine de yan masada stratejik tahta oyunları oynayan yaşlıları dinlemeye başladı.
“Bu oyun tahtası geçen senekilerden güzel, etkileyici.”
“Hehehe bu bizim Kukiko Zin’imizin üretimi, kendisi şimdiden klanın ve bölgenin en iyi marangozlarından hem de toprak özünü yaşına göre oldukça iyi kontrol edebilen bir dâhi!”
Fuji’nin Kukiko ismini duyması ile tüyleri diken diken oldu. Neredeyse oturduğu yerde bile titreyecekti. Tam o anda ork kızın yüzünü salonda görmesiyle kalbi öyle sert çarptı ki göğsünden fırlayıp yerlerde sürüklenmeye başlayacağı hakkında endişelenerek göğsünü tuttu. Fazla tepki verdiğini fark edince göğsünü bırakıp sakinleşmeye çalıştı ama ork kız çoktan onu fark etmişti!
Kızın salonda tanıdığı kişilerle selamlaşarak kendine yaklaşmaya çalıştığını fark edince Fuji iyice gerildi. Kendini tutmak için sanki fark etmemiş taklidi yaparak yan masadaki oyunu inceliyormuş gibi yapmaya çalıştı. Yine de yay gibi gerilip dimdik olan vücudu stresini tamamen ortaya koyuyordu.
Kukiko sonunda neredeyse yanına gelmişken yumuşak ama duyulabilir bir ses tonuyla seslendi. “Biraz konuşabilir miyiz Fuji Kaage.”
Fuji’nin beklediğinin aksine kız hiç alay etmemiş hatta garip bir harekette bile bulunmadan onu sohbete davet etmişti. Şaşkın da olsa duruma ayak uydurmak için başıyla onaylayarak ayağa kalkıp koltuklardan biraz uzaklaştı. İzleme salonunun sakin bir noktasına gelince Kukiko Çok beklemedi.
“Savaş pek istediğim gibi gitmedi ve son yaptığım şeyin seni bu kadar zor duruma sokması benim hatam. Özrümün nişanı olarak bunu kabul etmeni istiyorum.” dedi ve yanında gezen hizmetçisine bir işaret verdi.
Hizmetçi işaretin gelmesini bekliyormuş gibi hemen ustaca süslenmiş ve altın renkli işlemelere sahip bir kutu çıkarıp efendisine verdi.
“Herhalde bir marangoz olduğumu biliyorsunuzdur ve sizin için bunu kendim yaptım.” dediğinde Fuji reddetmek için elini kaldırıyordu ki Kukiko hemen tekrar araya girdi. “Gerçekten içten bir şekilde kabul etmenizi diliyorum. Kabul etmezseniz kendimi hem kötü hem de gücenmiş hissederim.”
Fuji pek seçeneği kalmayınca kutuyu alıp teşekkürlerini sundu. Tekrar annesiyle abisine doğru yürürken maçlar artık başlamak üzereydi.
İzleme alanları yavaş yavaş doldu, takımlar sahaya çıktığında izleme salonunun camının önüne her ırkın liderleri çıktı. Maçı sunan spiker de onları duyurunca halk ve sahadaki takımlar saygıyla eğildiler.
Ardından maç için son hazırlıklar başladı. Fuji de maçları ve kuralları aklında çevirmeye başladı. “Maçlar altışar kişilik takımlarla yapılıyor ve kauçuk 3-4 kiloluk bir topla oynanan sporda ayak ve elleri kullanmak yasak. Vücudun kalan bölgeleri ile öz güçlerini kullanmadan saf fiziksel yeterlilikle maçı kazanmaları gerekir. Maçların kaçıncı sayıda bittiğini bilmiyorum çünkü bu seneye kadar olan hiçbir etkinlikte maçları sonuna kadar izlemedim. Sonuçta sayı topun karşı sahaya atılması ile kazanılan bir şey olsa da takımlar hatalarıyla eksi puan da alabilir. Bazen bu tip şeyler de maçın inanılmaz derecede uzamasına ve fiziksel bir yıpratma savaşına dönüşmesine sebep olur.”
Derin bir nefes alarak oturduğu yerde sırtını dikleştirdi ve tekrar sahaya bakmaya başladı maç başladığında düşünmeye devam etti. “Sonuçta maçı kazanmanın birkaç mucizevi yolu var. Topu karşı taraftaki neredeyse topun büyüklüğünde olan bir çemberden geçirebilirlerse hemen galip sayılırlar. Yine de fazla bu olan bir şey değil hatta şuana kadar buna denk bile gelemedim.”
Bu sene maçları izleyecek iradesi olsa bile zaten bugün olan maç yarına kadar uzarsa sonuçta takip edemeyecekti. Zaten etkinlik üç gün üç gece süreceği için oldukça sıkıcıydı ve bu sene akşam etkinliğine katılacağı için maçları tamamlayacak kadar izleyemezdi.
Fuji tekrar abisinin söylediklerini zihninde canlandırdı. “Maçlar ve gece etkinlikleri eski bir efsaneden gelir. Bu efsane antik zamanlarda iki gencin babalarının intikamını yeraltı lordundan almak için verdikleri bir uğraştır. İki çocuk bu sporla yeraltı lorduyla maç yapmıştı ama yeraltı lordu onları kandırıp zorlu üç sınamaya sokar bunlar her gece ayrı ayrı kaldıkları karanlık ev, soğuk ev ve vahşi hayvanlar evidir.”
Fuji bu sözler aklında dönerken irkildi çünkü bu akşam sınamaya kendisi de katılacaktı. Klanlar birleşerek bu sporu ve sınamaları canlı tutmak için çabalamışlardı. Her sene bu etkinlikle birlikte gençler bu üç bölge şeklinde ayarlanmış mağaraya girip üç sınamayla yüzleşirler ancak ellerine verilen kural kitabına uyarak genelde kolayca hayatta kalabilirlerdi.
Aslında Fuji tüm bunlardan kural kitabı olsa bile korkarak irkiliyordu ama her şey aynı zamanda onun heyecandan titremesine sebep oldu. Kendine zar zor hâkim olurken dudakları yukarı kıvrıldı. “Bu defa yapmak zorundayım artık başarısız olmama imkan yok.” diye içinden geçirmeden edemedi.
Artık maçı çok takip etmedi, zaten onu pek de bağlayan bir şey değildi. Artık sadece akşamı bekliyordu, yine de maç eskilerinden daha ilgi çekici olarak devam etti çünkü bu yıl liderlerin topladığı gençler maçı yapıyordu. Maçın böyle özenle hazırlanmış olması halkın da dikkatini çekmişti.
Liderler için ise maçlar insanların dikkatini çekmeden siyasi konuşmalar yapma fırsatından başka bir şey değildi. Sonuçta dört ırkın lideri yan yana oturmuş alkollerini yudumlarken saçma bir fiziksel gösteri maçı izleyecek halleri yoktu.
Son zamanlardaki birkaç hareketli olaydan dolayı aslında bir hafta sonra olması gereken maçlar bugüne ertelenmişti.
Irklar arasında klan lideri unvanına en son sahip olan Takeshi diğerlerine göre daha ağırbaşlı hatta diğerlerinin lideriymiş gibi hissettiren bir auraya sahipti.
Yine de konuşmayı başlatan kişi cücelerin lideri olmuştu. Cüceler genelde tez canlı olan bir ırktı ve cüce lider de lafı dolandırmak yerine kitabın ortasından konuşmaya başladı.
“Son zamanlarda diğer ulusların üzerimize yaptığı baskı giderek artıyor, hepsi birbiriyle düşman olması gereken uluslar olsa da bize karşı birlik hale gelip bizi kışkırtmaktan çekinmiyorlar. Gerçekten bu konuda hiçbir şey yapmayacak mıyız?”
Elflerin lideri ona göre daha iyimser ve ihtiyatlıydı. “Sonuçta amaçlarını tam olarak bilmiyoruz belki de onlar için önemli olan bir şeye sahibizdir ve bunu kolayca çözebiliriz değil mi?”
Hemen araya dalan ork lideri diğer ırklara göre muhakemesi zayıf olsa da savaş konusundaki becerileri ve stratejisi kesinlikle küçümsenebilecek bir şey değildi. “Elf kralının dediği gibi olsa bile birkaç generalimizi sınırlara yerleştirmek iyi olurdu.”
Ork lider lafını bitirince cüce lider mırıldandı ve elf lider kaşlarını çattı.
Hepsi konuştuktan sonra genel konuya biraz daha hakim olan Takeshi konuşmaya başlayacaktı. Aslında ulusların istediği şey biraz düşünülenlere benzese de hiçbiri durumu tam olarak açıklamıyordu.
“Aslında bu üç ulus son zamanlardaki araştırma başarılarımız ve ilerlememizden dolayı bize karşı çıkıyor. Onlar yaptığımız şeylerin farkındalar ve engellemek için ellerinden geleni de yapacaklar.” sözüne sayı olmasından dolayı çıkan büyük gürültüyle ara verip derin bir nefes aldı.
“Ama tam olarak bunlarla da bitmiyor uluslar içimizde bulundurdukları casuslarla tam bilgiyi elde edemeyince böyle zor yollara başvurmaları oldukça normal.”
Cüce lider dayanamayıp araya girdi ama Takeshi zaten lafını bitirmişti. “Eğer içimize kadar sızmışlar ve ilerlememizi engellemek istiyorlarsa ne yapabiliriz ki bizim muhakememizin yetmediği bu işleri hükümdar Ergul’a danışmak iyi olabilir gibi.”
Takeshi cüce liderin sözlerine karşı tam olarak ne ifade ettiği belli olmayan bir gülümseme ile baktı. “İşler böyledir eğer başa çıkacak güce sahip değilse akrep ile peygamber devesi normalde düşman olsa da birleşerek rakiplerini yenerler.”
Diğer liderler durumu tam anlamadan kaşlarını çattı ama aralarından sadece cüce lider konuştu. “O zaman ork liderin dediği gibi erkenden önlemler mi almalıyız?”
Takeshi tekrar lafa başladı. “Ama ne olursa olsun akrep ile peygamber devesi düşmandır, basit bir kıvılcımla bile tutuşup kül olacak birlikteliklerin hiçbir anlamı yoktur.”
Liderlerin gözleri parladı ve gerçekten keyiflendikleri her hallerinden belli oluyordu. Daha fazla soru sormadılar çünkü ortalığı karıştırmak hiçbiri için o kadar zor değildi, her şeyi sorup duran cüce lider bile dışardaki hizmetçiye şarapları getirmesi için bağırırken gözlerinden sevinç fışkırıyordu.
✦ ✦ ✦
Sonunda güneş batmaya başladığında Fuji’nin kalbi göğsünde uçmayı öğrenmek için kanat çırpıp duran bir kuş gibiydi.
Birkaç saat sonra mağaranın önünde koruyucu klanların elit gençleri bir araya gelip kurallar hakkında bilgi verilmeye başlandığında bile çok heyecanlıydı.
Kuralları anlatan kişi büyük bir kayanın tepesinde oturmuş çoğu klanın saygı duyduğu eski bir savaşçıydı ama Fuji onu çok tanımıyordu.
“Öncelikle mağarada gençlerimizin genel bir koruma altında olmadığı ve onların kendi hayatlarını korumaları gerektiğini bildiriyorum. Mağaradaki bölümleri aşmaları onları küçük güvenlik bölgelerine ulaştıracak ve üç gün içinde mağaradan çıkabilmeleri durumunda hem son çıkışta hem de bu girişte nöbetçiler bekleyecektir.”
Adam boğazını temizledikten sonra devam etti. “Öncelikle karanlık mağarada ışık kullanımı ve ses çıkarılması kesinlikle yasaktır. Yolunuzu kalan duyularınız ile bulmanız gerekir. Vahşi hayvan mağarasında ise mağaradaki patikalar takip edilerek kapılara ulaşılmalıdır böylece seviyenizin üstündeki şeylerle karşılaşmazsınız. Son olarak soğuk mağarada kendi ısınızı yükseltecek materyaller bularak hayatta kalınmalı. Her şeyin kendinize bağlı olduğunu sakın unutmayın.”
Dediği anda sanki lafı bir bıçakla kesilmiş gibi durup başka hiçbir şey söylemezken duygusuz ve derin bakışlarla gençleri süzdü. Gençlere kural kitapları dağıtılmaya başland,. Kitap kurallar haricinde birkaç hayatta kalma tekniğini de barındıran ince ve küçük bir şeydi, Fuji onu kıyafetinin içine yerleştirdi.
Gençler aileleriyle son vedalaşmalarını yaparken bunlardan biri de Fuji’nin ailesiydi.
Babası yine kayıtsız gözükse de annesi Fuji’ye sarılırken gözünden yaşlar akmasına engel olamamıştı. Ardından Hideyoshi’ye de aynı şekilde sarılan annesi sanki oğullarını bir daha hiç göremeyecek gibi davranıyordu.
Ayrılık vakti geldiğinde iki oğlu da dimdik karşısındaydı. Hideyoshi kardeşinin de omzundan tutarak kendisiyle birlikte arkasını dönmesini sağladı. Çok sürmeden ikisi de mağaraya girip karanlık yola başlayan noktaya geldiklerinde birkaç yetkili onları geçecekleri geçitlere yönlendirdi.
Elbette herkes aynı yoldan giymeyip kendilerini mağaranın farklı yerlerine ışınlayacak geçitlerden geçeceklerdi. Geçitler onları sınama mağaralarının başlarına yollarlardı. Sadece güvenli noktalarda beraber olabilirler ve son karlı mağarada geçitsiz şekilde giriş yapabilirlerdi.
Fuji geçitten geçerken huzursuzluk ve heyecanı onu yutacak gibiydi.
Sonunda karanlık mağaranın bir noktasına indiğinde gerçekten de içerisinin karanlık olduğunu hatta düşündüğünden çok daha karanlık olduğunu fark etti. Buraya ulaşan bir ışık kaynağı olmamakla birlikte sanki uzun bir süredir hiç ışık da var olmamış gibiydi, Fuji etrafı bile göremezken dikkatlice bir duvara yaklaşmaya başladı.
Elini duvara yaslayıp takip etmeyi abisi ona anlatmıştı ve Fuji gibi keskin duyulara sahip olmayan birisi için de mantıklıydı. Abisi yine de bunun riskli olduğunu Fuji’ye söylemişti. Fuji zaten başka bir seçeneği olmadığından bunu yapmak zorundaydı.
Mağarada elinden geldiğince ilerledi duvarı terk etmediği sürece zaten çıkışa ulaşmaması imkânsız olduğundan rahatça ilerlese de bölge tehlikeyi hep ensesindeymiş gibi hissettiriyordu. Sanki rahatsız edici bir öldürme niyeti onu hemen ardından takip etmekle kalmıyor aynı zamanda onu delici bakışlarla süzüyordu.
Yine de Fuji bunu bölgenin şartlarına bağlayarak duvarı takip etmeye devam ederken ani bir sesle irkildi. Hemen sonra duvara iyice yaklaşıp arkasına sığınarak önünde olan çocuğa gizlice baktı.
“Hahahahah bu ihtiyarlar gerçekten aptal! Neden burada ateş özümle oluşturabileceğim ışığı kullanmayayım ki?” Diyen çocuğa bakarken Fuji istemsizce onu gördü.
Çocuğun arkasından karanlık mağaradaki mutlak karanlıktan bile kara olan bir şey yavaş yavaş çocuğa uzanırken olayı dışardan izleyen Fuji tepki bile veremedi.
Göz açıp kapayana kadar kara çarpık parça çocuğu bir el şeklinde yakalayıp karanlığın içinde kayboldu. Çocuğun oluşturduğu ışık yok olurken çocuk ses bile çıkaracak vakte sahip olamamıştı.
Korku içinde duvara yaslanarak olduğu yere çöken Fuji kuralların gerçekten onlar için düzenlendiğini düşünürken az önce gördüğü manzara onda travmatik bir etki bırakmıştı. Çocuğu kavrayan el o kadar karaydı ki karanlık sandığı mağara bile sanki o elin gölgesi olmaya bile ancak layıktı.
Fuji ışık işinden emin olmuş olsa da bir şeyleri test etmesi gerektiğini düşündü içten içe bu kendine korku gibi gelse ve acınası hissetse de gereken önlemleri almak neden yanlış olsundu ki?
Ses kuralını test etmek için etraftan bulabildiği bir taşı elinden geldiğince uzağa fırlattığında elin tepki verip vermeyeceğini bilmeliydi buna göre çıkardığı sesi minimuma indirmek için önlem alabilirdi.
Yine de elin taşa gittiğini nereden anlayabilirdi ki? Az önce eli görebilmesinin tek sebebi yakalanan çocuğun elindeki ışıktı. Bunun üstüne düşünürken biraz saçma hissettirse de aklına bir şeyler gelmişti.
Kayayı fırlattı ve fırlatırken etrafını rüzgâr özü ile sardı böylece rüzgâr özü yırtıldığında elin taşa vardığını anlayacaktı.
Ardından geçen vakit çok kısa da olsa Fuji için bir ömür gibiydi bir an sonra aniden rüzgar özü parçalandı!
Böylece Fuji kendince fikirlere sahip olabilmişti, çıkardığı ses azalsın diye kıyafetinden fazlalık birkaç kumaşı nazikçe yırtıp ayaklarına bağlayarak adımlarının sesini azalttı.
Artık duvarlara elini sürterek ilerlemenin riskli olduğunu da anlamıştı. Farklı bir yol bulması gerektiği kesindi ama yol bulmaya yarayacak hiçbir yeteneği yoktu. Aniden parlak bir fikre kapıldı.
Taşı görmeden gözetebilmişti ve buna rüzgâr özü yardımcı oldu, aslında Fuji öz kullanımında yeterli bilgiye sahip olmasa da basit seviyede manipülasyon normal bir şeydi. Tabii ki taş gibi yakalanmayı beklemeyeceği için kendini kaplamaması lazımdı, yapacağı şey özü hafif salınımlarla dışarı salarak duvarlara çarpan özle yolunu bulmasını sağlamak olacaktı.
Yine de tekniğin zayıf noktaları vardı. İlk olarak salınımı kontrollü yapamazsa özün duvara çarpmasıyla çıkacak ses yakalanmasına sebep olurdu. İkinci olarak da hala tam yolunu bulması zordu ama bir çıkış olduğuna göre oraya doğru bir hava akımı da olmalıydı. Belki salınımlar esnasında akımı algılayarak çıkışı kolayca bulabilirdi ama bu kendisine ve şansına bağlıydı.
Yine de denemek zorunda olduğunu fark ederek ayağa kalkıp hafif salınımlar yapmaya başladı. Kontrollü olmak için bir süre yerinde beklerken elinden gelenin en iyisini yaparak duruma alışmaya çalıştı. Aslında bu manipülasyon basit bir şeydi ve neredeyse herkes yapabilirdi ama Fuji öz kullanımının zayıf olduğunu biliyordu.
Bir süre sonra duruma alışarak hareket etmeye başladığında kontrolü korumayı zar zor başardı. İlerlemeye devam etmesi sayesinde yollarda daha kolay ilerlemeye başladı.
Bir süre sonra hâlâ engin karanlıkta yürüyordu. Tahminlerine göre yaklaşık birkaç saat geçmiş olmasına rağmen bir hava akıntısına yada çıkışa rastlamamış da olsa artık salınımları daha kolay yapabileceği şekle getirmişti. Salınımda ne kadar ustalaşmış olsa da bacaklarında hiç enerji kalmadığını açıkça hissedebiliyordu. Gördüğü şeylerden sonra oturup dinlenecek kadar cesareti yoktu. Artık ona göre oturup dinlenmek ölmekle eşdeğerdi.
Yürümeye devam ederken belli belirsiz bir hava akımı hissettiğinde şiddetle irkilerek akımın yönünü sağlamca aklına kazıdı. Akıntı ne kadar sürecek bilmediği için seri ama sessizliğini koruyan adımlarla takip ederken sonunca çıkış geçidini buldu!
Geçitten geçtiğinde ulaştığı mağara her kısımdan sonra olan dinlenme noktasıydı. İlk mağaranın tüm çıkışları buraya geldikten sonra onları tekrar rastgele dağıtacak geçitlerle vahşi hayvan bölgesine yollanacaklardı.
Fuji güvenli bölgeye ulaşmanın rahatlığıyla bir duvara yaslanarak kısa süre oturdu. Geldiğinden beri içeri giren olmasa da birkaç kişinin çoktan buradan geçtiği ortamın havasından anlaşılıyordu.
Fazla oturursa tekrar kalkamayacağını ama az da oturursa yorgunluktan yürüyecek hali kalmayacağını anlayınca Fuji bacakları toparlandığı gibi ayaklandı.
Gözetmenlerin eşliğinde yeni bölgeye geçmeye hazırlandı, bu noktada kişiye küçük şeyler haricinde ek bir şey verilmese de Fuji’nin öğrendiği kadarıyla soğuk kısma geçmeden önce kişiye kendisini sıcak tutmasına yardımcı olacak şeyler veriliyordu.
Yine de geçide girmeden önce gözetmenlerden biri Fuji’ye burada patikaları takip etmesinin şart olduğunu tekrar hatırlattı.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.