Kapımın hafif gıcırtısıyla uyandım. İçeri hafif adımlarla giren kişiyi dinlemeye başladım ama uyandığımı belirtecek bir harekette bulunmadım. Ses bana doğru oldukça yaklaşıp başucumda durdu ve eğildi. Neredeyse davetsiz misafirin nefesini ensemde hissedebiliyorken, giren kişi hep yanımda gezdirdiğim bulmacamı yatağımın yanındaki masadan alıp incelemeye başladı. Bulmacayla biraz uğraştığını duyabildim. Sonra sessizce arkasını dönüp çıkmaya hazırlandı. Odayı terk edeceğini anlayınca gözlerimi aralayıp baktım ama arkadan gördüğüm bu kişi tanıdığım kimseye benzemiyordu. Ne bir akrabam, ne ailemden biri, ne de hizmetlilerden biriydi. Adam sessizce odadan çıktı, kapımı kapattı ve hızlı adımlarla odadan uzaklaştı.
Uzaklaştığını anlayınca yataktan kalkıp bulmacamı inceledim ama değişen hiçbir şey yoktu. Normalde sabah bu kadar erken saatte odama kimse gelmediği için kafam karışmıştı. Ben de her zaman saçma düşüncelerime daldığımda yaptığım gibi sandalyemi penceremin yanına çekip manzarayı izlemeye başladım. Sabahın erken saatlerine rağmen birkaç insan dışarıdaydı. Muhtemelen bazıları yürüyüş için, bazıları ise yaptıkları işler için dışarıda olsa da oldukça huzurlu görünen bir manzarayı tamamlıyor gibilerdi. Böyle manzaraları hep severdim. Çoğu zaman yüksek yerlere çıkmaya çalışırdım. Sessizce düşünürken annemin sesiyle birden irkildim.
-Bu kadar erken uyanmanı beklemezdim.
Dedi annem. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla yine yanlış bir şeyler yapmıştım. Hatırlamak için hafızamı zorlarken:
-Duyduğum kadarıyla Morwi hocaya dün gitmemişsin.
Diye devam etti annem. Aklıma birden dün uyuyakaldığım ve Morwi’yi uzun süre beklettiğim geldi.
-…
Bir şey diyemedim. Bütün gece düşünmeme rağmen aklıma mantıklı bir yalan gelmemişti.
-Evet?
Dedi annem ama pek bir cevap beklemediği belliydi. Ardından hemen devam etti.
-Bunun ilk defa olmadığını biliyoruz. Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin?
-Gerçekten özür dilerim.
Dedim mahcup bir surat ifadesi takınarak. Gerçekten anneme bu konuda çok yük olmuş ve babama açıklamak konusunda annem oldukça yardımcı olmuştu.
-Özrünü kabul edebilirim ama unutma ki bugün pazar ve kahvaltıda baban da olacak.
Bunu gerçekten unutmuştum. Babam pazar günleri kahvaltıya katılır ve ailenin genel konuları hakkında sorgulamalar yapardı. Neyse ki başka zamanlarda bunu yapacak vakti kalmıyordu. Onun gibi katı bir adama bu kadar basit bir özür dileyerek annemden olduğu gibi kendimi kurtaramazdım.
-O konuda da kahvaltıda babana hasta olduğun için benden izinli olduğunu söyle, gerisini hallederim.
Dedi annem. Sevinçle koştum, anneme sarılarak yanağına bir öpücük kondurdum. Bu beni babamdan kaçıncı kurtarışıydı bilmiyordum. Ne kadar uyarıcı ve sert olsa da annem ince düşünceli ve iyi davranışlı, yani temiz yürekli bir insandı. Yani abimden öğrendiğim kadarıyla temiz yüreklinin anlamı buydu. Sonra her sabah olduğu gibi dışarı çıkmak için annemin yardımıyla hazırlanmaya başladım.
Holden kapıya doğru ilerlerken kapının yanında oturan bir silüet gördüm. Sabah odasına giren davetsiz misafirden sonra evde tanımadığım birileri olması daha da garipti ama yaklaştıkça abim Hideyoshi netleşti ve benim anlayabileceğim şekle geldi. Biraz daha ilerledikten sonra abim bana seslendi.
-Ben de seni bekliyordum Fuji. Hualt’a şimdi çıkmak ister misin?
-Daha sonra yapmayacak mıydık?
Dedim. Yüzümde istemsizce hafif bir umut ifadesi ile bir gülümseme belirdi. Bugün iki kez abim ile Hualt tepesine gitme ihtimali olabileceğini düşünüyordum.
-Bugün kahvaltıdan sonra oldukça meşgulüm. Sen de buradayken şimdi çıkalım.
İki kez çıkma hayalimin bozuluşu beni üzse ve yüzümdeki gülümseme kaybolsa da şu an Hualt’a gidebileceğim için oldukça mutluydum.
-Olur, hazırsan çıkalım.
Dedim. Abimle ön kapıdan ön bahçeye, ardından da patikadan evin yakınındaki ormanlık araziye daldık. Ormandaki hayvanlar oldukça ilgi çekiciydi. Ayrıca yolda sürekli devriye gezen ekipler, abim ve klanıma saygı duydukları için sürekli samimi sohbetler olurdu. Hualt’a çıkmayı çok sevsem de tepeye doğru olan bu yolculuk da en sevdiğim şeylerden biriydi. Bir nehrin yanında duraklayıp ilerlemeye devam ettikten sonra çok sürmeden tepeye ulaştık.
Tepeden görülen manzara evimizdekinden çok daha iyiydi. Böyle şeyleri sevdiğim için daha önce bu tepeye çıkmıştım ancak sonrasında ailem bana izin vermemişti. Tabii abim bana kefil oldu ve beraberinde götürmeyi teklif etti. Böylece tepeye çıkmaya devam edebildim. Abimle her hafta buraya bir kez geliyorduk. Bu tepeden aşağıda kalan bütün yerleşke gözükür, hatta koruyucu klan olan kendi klanımız ve diğerlerinin şatoları bile yukarıdan görünürdü. Yine manzaraya dalıp gitmiştim ama bu defa yerleşke veya şatolara değil, karşıdaki karlı dağlar sırasına ve aşağılarındaki ormanda akan masmavi derelere dalmıştım.
-Dikkatli ol Fuji. Yaşayacağın hayat daha yeni başlıyor ve içinde kalacağın karmaşa seni nereye sürüklerse sürüklesin, olaylar bu manzara kadar huzur verici olmayacak, sana acıma göstermeyecek ama bu gördüğün şeylerin karmaşası içerisinde olan her şeyin bir amaçla hareket edişinde oluşturacağı denge hediyesi olacak. Önemli olan bu sırada kendi benliğine sahip olman ve fikrini sonuna kadar takip etmen olacak. Ardından aldığın bu hediye de sana mükemmellik sandığın duygunun bile eksik olduğunu hissettirecek. Sana şu anda anlamsız gelen bu sözleri olabildiğince unutma ve aklında tutmaya çalış. Bunlar yaşadığım süre boyunca edindiğim tecrübelerin yansıması. Umarım sende faydalı olur.
Dedi abim. Oturduğum yerden hiç kıpırdamadan sessizce dinledim. Abim benimle arada sırada konuşma fırsatı bulur, bu sırada da söylediği şeyler genelde bana mantıklı gelirdi. Yine de on üç yaşında bir çocuktum. Bazen abimin dediği şeyleri tam anlamıyor ve kullandığı bazı kelimelerin anlamını bilmiyordum. Bu sefer de pek bir şey anlamamış olsam da sonra anlamak üzere abimin sözlerini hafızama kazıdım. Bir süre daha manzarayı izledikten sonra abim ayağa kalktı, üzerindeki tozu toprağı silkeledi.
-Artık dönelim mi?
Dönecek olmak moralimi bozsa da manzara beni zaten yeterince dinlendirmişti. Gülümsedim.
-Olur.
Sorunsuz bir kahvaltının ardından odama dönüp kılıç eğitimi için hazırlanmaya başladım. Üzerime mavi, uzun kollu bir cübbe alıp belime kemerimi taktım. Kemerime kılıcımı ve abimin hediyesi olan süslü bıçağımı kuşandım. Bulmacamı da elime alıp onunla uğraşarak arka bahçeye çıktım, ustam Morwi’yi beklemeye başladım.
Morwi bıkkın bakışlarıyla bahçe kapısının arkasında belirdi, kapıyı açtı. Ardından yavaşça kapatıp hızlı hızlı bana doğru yürüdü. Anladığım kadarıyla Morwi, eşi ve küçük çocuğundan yorulup hayattan bezmiş, uzun boylu ve yüzünde göze batan garip şekilli buruna sahip bir adamdı. Morwi geldiğinde önceki gün gelmemem hakkında hiç konuşmadan hemen birkaç kılıç tekniğinden bahsetti. Zaten bu kısımları uzun süredir gördüğümden artık kısa bahsetmeler yapıp bire bir dövüş talimi yapıyorduk. Biraz daha anlattıktan sonra Morwi bana doğru tahta kılıcı uzattı. Yüzündeki bıkkınlık sanki yok olmuş gibiydi. Morwi’nin de bir diğer özelliği de buydu. Talim veya savaş yapmak, uzun süreler askerlik yapıp bu rutine alışmış Morwi’yi eski günlerine döndürür ve mutlu ederdi. Hayatımda gördüğüm en şevkli savaşan kişiydi.
-Başlayalım mı?
Tahta kılıcı alıp biraz Morwi’den uzaklaştım. Morwi ilk saldırıyı benim yapmamı bekledi. Morwi’ye doğru koştum ve bütün gücümle kılıcımı sol üstten sağ alta doğru savurdum. Morwi vücudunu biraz sola çevirip kılıcımı engelledi ve sağ dirseğiyle göğsüme vurdu. Bir anda nefesim kesilince geriye doğru bir adım sendeledim. Bu sırada Morwi kılıcını sağ koluma doğru savurunca kaçınmak için öne doğru eğildim. Böylece hem kaçınmış hem de Morwi’ye sürpriz bir saldırı için yeterince yaklaşmış olacaktım ama yetişemeyince kılıcı sağ omzuma çarptı. Kılıcım elimden kayıp yere düştü ve bu defa sola doğru iki adım geri çekilip ağrıyan sağ omzumu tuttum. Birkaç adımlık mesafede geri sıçrayarak çekildim. Önce Morwi’ye, ardından da yerdeki kılıcıma hızlıca baktım. Morwi birkaç adım atıp kılıcımı sağına aldı ama ona bir şey yapmadı. Oldukça hafif savaşmasına rağmen üstünlüğü kolayca eline almıştı.
Hızlıca harekete geçip kılıcıma doğru koşmaya başladım. Ona yaklaşınca yüzüstü yere atladım. Morwi de beni engellemek için kılıcıma uzanırken bileklerime gelecek şekilde yukarıdan aşağı doğru kılıcını savurdu. Hemen ellerimi yere koyup etrafında sola doğru yarım daire çizerek döndüm ve amuda kalkar pozisyonda belimi biraz yana yatırıp sol ayağımla Morwi’nin bana doğru dönmüş göğsünü tekmeledim. Morwi birkaç adım geriye çekilince hemen kılıcımı alıp ayaklandım. Morwi’nin yüzündeki sırıtış genişleyerek gülümsemeye dönüştü.
-Etkileyici.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.