Henüz kendimize bile itiraf edemediklerimiz. Bastırıp durduğumuz, unutamadıklarımız. İçimize gömmeye çalıştıkça kendini bize hatırlatan hisler, anılar, güdüler. Geceleri uyutmayan, düşüncelere boğan ve kafamızdan atmak istediğimiz her an bizden bir parça olduğunu en acı şekilde hatırlatan güdüler. Bunları susturmanın bir yolu var mı? Ben henüz keşfedemedim. Belki de susmaları gerekmiyordur, bizi hayata bağlayan şeyler onlardır. ‘Bir gün gelecek ki’ ihtimaliyle yaşatır. Belki o gün geldiğinde olacağına inandığımız şeylerdir. Pembe fil deneyi gibidir bu düşünceler. Pembe fili düşünmemek için kendimizi ne kadar kısıtlarsak o kadar gömülürüz bu fikre. Aklımızdan çıkaramayacağımız bir hâle dönüşüverir. Bu girdaptan çıkmanın yolu o düşüncelerin zihnimizin engin sularında akıp gitmesine izin vermektir. Düşün, sorun değil. Ama onun da geçici olacağını kabullen. Reddetmeyi bırak, teslim ol.
Nefes..nefes..1..2..3..nefes.. nefes..
Chanyeol koşusunun ortasında podcasti dinlerken aklından geçenleri buraya yazsam bir roman çıkabilirdi. Zihni onu bambaşka denizlere atarken boğulup çıkmanın yolu yine de yayıncının söylediklerinde gizliydi. Kulaklıklarını ancak kuzenini gördüğünde çıkarmış, gülümseyip bandı durdurarak ona doğru ilerlemişti.
– Erkencisin! Bu kadar çabuk dönmeni beklemiyordum.
Kuzeni onunla ortada buluşurken Chanyeol havluyla alnında ve boynundaki ıslaklığı kurutmaya çalışmış, kuzeniyle aynı anda elini uzatarak dostça tokalaşmıştı.
– Seni özledim desem inanır mısın?
Chanyeol Wonho’nun cevabına gülerek başını iki yana sallamıştı. Wonho da gülerken iç çekmişti.
– Baekhyun biraz rahatsızlandı. Şirketten de aradılar birkaç kez, projemi çok fazla başı boş bırakmayayım dedim. Bensiz yürütemiyorlar sanki..
– İyi bir terfi alman lazım, yeni evlisin sonuçta.. Baekhyun’un da başka istekleri vardır. Bu proje senin için önemli biliyorsun. Balayını bölecek olsa bile..değer.
Chanyeol eğilip yerden suyunu almış, yarısından fazlasını diktikten sonra derin bir nefes alarak kuzenine bakmıştı. Wonho dalmış bir şekilde Chanyeol’u izliyordu. Yüzündeki endişeyi fark edince Chanyeol konuyu değiştirerek konuşmuştu.
– Baekhyun iyi mi? Onu yalnız bırakıp spora mı geldin?
– Biraz uyuyup dinleneceğini söyledi, kafasını dinlemesi için evden çıkmak istedim. 1 saatliğine yalnız kalabileceğini sanıyorum. İyi görünmeseydi bırakmazdım..
Chanyeol başını sallarken başıyla bir spor aletini işaret edip sırıtmıştı.
– O zaman gel de Leg Press’te bana meydan oku.
Wonho Chanyeol’a anında ayak uydurup sırıtırken ikisi de yerlerini almışlardı bile.
Eve döndüklerinde ikisi de birbirlerine meydan okuyup durmaktan canları çıkmış bir hâlde içeri girmişler ve Baekhyun elinde meyveli yoğurt, mısır gevreği, buzlu meyve, cips, bisküvi, jelibon karışımı olan saçma sapan bir atıştırmalık tabağıyla onları karşılamıştı. Diğer elindeki gazozu yudumladıktan sonra onları incelerken yargılayan bir bakış atmıştı.– Savaştan mı döndünüz? Bu hâliniz ne?
İkisi birbirlerine bakıp barbarca gülümserken Chanyeol doğrudan banyoya ilerleyerek konuşmuştu. Yüzünde zafer gülümsemesiyle karışık Baekhyun’un yediklerinden iğrenmiş gibi bir ifade vardı.
– Kocana sor, onu nasıl ezdiğimi anlatsın sana. Sen hasta hasta nasıl besleniyorsun öyle..?
– Haha.. çok komik. Velet olduğun için izin verdim sadece. -Baekhyun’a yaklaşıp gazozundan bir yudum almış, tuhaf karışıma bir göz attıktan sonra kocasının yüzüne bakmıştı.- Ne yiyorsun gerçekten..? Hâlin yok sanıyordum. Ayakta görünce şaşırdım
– İyiyim ben. Canım çekti.. gazozumu rahat bırak.
Bardağını ondan uzaklaştırarak yüzünü buruşturmuş, çatık kaşlarıyla salonda kurduğu krallığa ilerlemişti. Her yerde kitaplıktan aşırdığı kitaplar, sitcom açılmış bir tablet ve mutfaktan buraya taşıdığı atıştırmalıklarla doluydu. Yastıkları en rahat oturabileceği şekilde dizmiş üzerine de örtüyü çekmişti. Diğer koltukların yastıklarını da kullandığı için onlar çıplak görünüyorlardı. Wonho Baekhyun’un peşinden gitmek yerine odaya çıkıp banyoya girmeseydi bu hâlini Chanyeol’dan önce görecekti. Chanyeol ise duşunu alıp rahat bir şeyler giyindikten sonra şampuandan gözleri kızarmış bir şekilde aşağıya inmişti. Dolaptan kendine bir kutu diyet gazoz alarak salona geldiğinde ne düşüneceğini şaşırmıştı. Daha fazla atıştırmalık, darmadağın kitaplar ve sitcom izleyen bir Baekhyun. Üstelik artık kapıda karşılaştıkları şortu da giymiyor, sadece ona üzerinde kocaman duran sweatle oturuyordu. Muhtemelen Wonho’nun sanıp giydiği ama Chanyeol’un favori sweatlerinden biriydi bu. Chanyeol afallamayı bırakamazken Baekhyun battaniyeyle bacaklarını örterek boğazını temizlemişti.
– Ayakta dikilecek misin öyle..? Otursana bir yere.
Chanyeol onun rahatlığına şaşırmış bir şekilde ilk zamanlar nasıl gergin olduğunu hatırlayınca şükür mü lanet mi edeceğine karar verememiş, koltuğun ucuna oturup -oraya otururken bir kitabın üzerine oturduğunu fark edip altından onu alarak diğerlerinin arasına koymuştu- sitcoma bakarken tedirgin ve artık doğrudan bakmak yerine yan yan Baekhyun’a bakan bir şekilde konuşmuştu.
– Bir tane yastık verebilir misin? Spordan sonra belim ağrıyor..
Baekhyun rahatı bozulduğu için onun yaşlı olduğuna dair homurdanarak bir yastığı ona uzatmış, Chanyeol omega alfa sınıf farkından onun hiç çekinmediğini çok net anlarken yastığı elinden almak için tutmuştu. Baekhyun onu vermek istemediği için sıkı sıkı tutarken Chanyeol tutup birden sertçe çekince Baekhyun da ona doğru savrulmuştu. Bu hareket ona bol gelen sweatshirtün kolunun yukarıya sıyrılmasına neden olurken Baekhyun hemen geri çekilip üstünü düzelttiği saniyelerde Chanyeol onun kollarındaki morluklara bakmaktan kendini alamamıştı. Chanyeol yastığı alabilmiş olmanın zaferiyle onu arkasına yerleştirerek yaslanırken kafasında düşünceler oradan oraya uçuşup duruyordu. Tam ağzını açacağı sırada Baekhyun konuşunca bütün laflar ağzına geri tıkılmıştı. Baekhyun’un yüzü ifadesizdi ve boş bir şekilde önündeki sitcoma bakıyordu.
– Ne düşündüğünü biliyorum ama o yapmadı. O yüzden düşünme.
Bu sözler havada asılı kalırken Chanyeol ona bakmanın bile hata olacağını düşünerek kafasındaki yoğun akışla, karşısındaki sitcomla kendisini meşgul etmeye başlamıştı. Baekhyun’un baştaki utangaçlığı ve gerginliği kesinlikle yoktu. Chanyeol’le aralarında olan yeni tanışmanın verdiği kibarlık faslı da ortadan kalkmış gibiydi. Bir süre sessizliğin ardından Chanyeol bambaşka bir yerden konuşmaya başlamıştı.
– O kitapların hepsi benim, üzerindeki sweat de bana ait. Wonho’nun değil. Kitap okumayı bu kadar seviyorsan alt kattaki kütüphaneyi kullanabilirsin. Yedek anahtarını sana veririm, Wonho da hiç kullanmaz orayı.
– O zaman neden kilitli tutuyorsun?
İkisi de aynı anda birbirlerine baktıklarında Chanyeol anlamlı bir gülümseme bırakmış, omuz silkmişti.
– Sadece bana ait bir alanmış hissiyatı veriyor sanırım. Bir şeylerden kopmak istediğimde kendimi oraya kilitlemeyi seviyorum, oradan çıkarken de koptuğum şeyleri oraya kilitlemeyi.
İkisi birbirlerine öylece bakarken Baekhyun cevabı beğenmemiş gibi önüne dönmüş, karışımından kocaman birkaç lokma almıştı.
Ağzı dolu bir şekilde:
– Anahtarı ver. Bu kitaplık bana da az gelmişti zaten.
Chanyeol ise gözlerini ondan ayırmadan onaylayan bir ses çıkarmıştı.
– Orada yemek yiyemezsin ya da bu şekilde dağıtamazsın. Aldığın kitabı da yerine koyacaksın, kütüphaneden dışarıya çıkarmak yasak. Bu kurallara uyacağına yemin edersen yarın işe giderken anahtarlığa diğerlerine hiç benzemeyen bir anahtar asarım.
Baekhyun kuralları beğenmemiş bir şekilde yüzünü buruştursa da ağzındakileri bitirip derin bir iç çekmişti.
– İyi.. saçma sapan kurallarını kabul ediyorum. Bütün büyüyü bozmuş olsa da.. kitap okumayı seviyorum. Sweatini de en kısa sürede iade ederim.
Baekhyun sweati Wonho’nun sandığı için almamıştı. Kurutmadan yeni çıkmış olmasına rağmen buram buram çam kokusu yayan tişörte çekilmişti resmen, evde yalnız olmanın verdiği rahatlıkla kokuyu aklına kazımak ister gibi birkaç kez içine çekmiş ve son anda aklına giren şeytanla onu giyip en azından kokusu geçene kadar sınırsızca onu giymesinin bir sorun olmayacağına karar vermişti.
– Gerek yok, çok beğendiysen kalsın.. bilgin olsun diye söyledim.
Baekhyun’un aklından sweatin üzerindeki koku gittikten sonra zaten bir işe yaramayacağı geçerken Chanyeol gazozundan yudumlayıp artık önüne dönmüş, nedensizce keyiflenmiş bir şekilde sitcoma artık daha iyi odaklanırken Wonho da gelip boş koltuğa (önce üzerindeki kitapları tek tek toplayıp masaya bırakmıştı) yayıldığında telefonla oynadığı için kimse kimseye laf atmadan sessiz sessiz takılmaya başlamışlardı.
Yemek için önce Chanyeol kalkıp tarif bakarak mutfağa gitmiş ve bir çorba hazırlamaya başlamıştı. Erişteli, etli, sebzeli, doyurucu bir çorbaydı bu. Baekhyun’un hastalığına da iyi geleceğini düşünerek malzemeleri çıkarıp yıkamaya ve doğramaya başladığında Wonho da bir süre sonra peşinden gelip bir şey demeden ona yardım etmeye başlamıştı. Normalde yemek pişirme işi rastgele giderdi. Bazen biri yapar diğeri yer bazen ikisi de günlerce pişirmez ve dışardan yerlerdi. Bazen de birlikte yaparlardı işte. Yine de burada Wonho’nun daha az etkisi olduğunu söyleyebiliriz, basit doğrama işleri bulaşık yıkama gibi görevler ona aitti, yemeğin tadı tuzunu genelde Chanyeol ayarlardı. Sadece Wonho yemek yaptığında genelde basit yemekler oluyor ve Chanyeol sonra mutlaka başka atıştırmalıklar da yemek durumunda kalıyordu. Ayrıca tatlarının biraz tuhaf olduğunu da itiraf etmek gerek. Biz bunlardan bahsederken ikilinin çoktan çorbayı pişmeye bıraktığını ekleyelim. Wonho malzeme doğrarken Chanyeol tencereye en çok pişme süresi olandan en aza doğru yavaş yavaş atmaya başlamıştı bile.İçerideki Baekhyun nedense kötüleşmiş, ateşi çıkmıştı. Altına az önce koltuğa fırlattığı şortu giyip örtüsüne daha sıkı sarınmış ve kapüşonu da kafasına geçirip mumyalanmış bir şekilde burnunu çeke çeke oturmaya başlamıştı. Mutfaktan gelen baharat kokusu yarı tıkalı burnuna korkunç geliyor ve muhtemelen yediği tuhaf şeylerden dolayı midesini bulandırıyordu. Bir süre sonra Chanyeol onu yemeğe çağırmaya geldiğinde isteksizce doğrulurken ani gelen mide bulantısıyla kalkıp bir eliyle ağzını tutup diğeriyle kapıdaki Chanyeol’u göğsünden iterek banyoya koşmuş ve girer girmez de klozete eğilerek kusmaya başlamıştı. Chanyeol içeriye gelip onu yemeğe çağırırken durumunun ne kadar kötü olduğunu fark etmiş, tam neyi olduğunu soracakken onu iterek banyoya koşan minyon bedenle şaşkınlıkla onu izlemişti. Baekhyun’un peşinden giderken kapıda durup onun kustuğunu görünce derin bir iç çekip Wonho’ya seslenmişti bilgilendirici bir şekilde. Wonho hızlı adımlarla yanına geldiğinde Baekhyun’u inceleyip bıkkın bir nefes vermiş, ellerini kuruladığı havluyu omzuna atarak Baekhyun’un sırtını sıvazlamıştı.
– O şeyi yeme demiştim sana. Zaten hastasın. Kendi kendini yoruyorsun.
Daha sonra eğilip kulağına Chanyeol’un duyamadığı şeyler söyleyince Chanyeol orada durmasının saçma olduğunu fark ederek mutfağa geri dönüp yarım kalan sofrayı kurmaya devam etmiş ve çorbayı tabaklara dağıtmaya başlamıştı. İçeriden Baekhyun’un ateşi olduğuna dair birtakım cümleler duyduğu için ona birkaç soğuk algınlığı ve ateş düşürücü ilaç çıkarıp suyla beraber onun oturacağı tabağın yanına bırakmıştı. Yerine oturduğunda ikili masaya dönerken Baekhyun’un yüzü gerçekten solgundu ve Wonho’nun desteğiyle ayakta duruyordu. İkili masaya oturduklarında yemeğe başlamışlardı. Baekhyun iştahsız bir şekilde yerken gerçekten beğendiğini fark edince biraz daha büyük lokmalar almaya başlamıştı.
– Daha iyi misin Baekhyun?
Chanyeol yumuşak ama sınırları belli olan bir tonda sorarken Baekhyun sadece başını sallamakla ona iyi olduğunu ifade edip yemeye dönmüştü. Yemek sonunda ilaçlarını içip uyumak için yukarıya çıkacağını söylediğinde ise Wonho da peşinden gitmişti. Chanyeol de onları yalnız bırakma kararı alarak mutfağı toparlayıp üzerini değiştirip dışarı çıkmak için hazırlanmaya başlamıştı. Koridorun ilerisinde birkaç gürültü duysa da bunların ne olduğuna dair çok kafa yormamıştı. Sonuçta yeni evlilerdi ve bazı özel alanlara ihtiyaçları vardı. Chanyeol nihayet hazırlanıp çıkarken de sadece girişteki not panosuna geç geleceğini belirten bir cümle yazıp iyi geceler dileğini de belirterek evden ayrılmıştı.
Chanyeol sabaha karşı eve döndüğünde evin aşırı sessizliğini anlamak pek zor değildi. İkisi de yorgun düşüp uyumuş olmalıydı ve Chanyeol artık hiçbir özel alanı bozmayacaktı. Odasına girip hafif çakırkeyif bir şekilde duş aldıktan sonra da pijamalarıyla uzandığı yatak ona fazlasıyla tatlı gelmişti. Bekar olmayı seviyordu, böyle yaşamayı seviyordu. Huzurlu hislerle kısa sürede uyuyakalmıştı.
Doktorlar bilgilendirme için sonra geleceklerini söyleyince sessizce Baekhyun’un başında oturup beklemekten başka çaresi kalmamıştı. Bir süre sonra doktor gelip Baekhyun’un bebeğini kaybettiğini söyleyince Chanyeol hem bebeğin varlığı hem de artık yokluğu şokuyla epey bir afallamıştı. Kafasında bu evliliğin ne kadar hızlı gerçekleştiğiyle ilgili bütün taşlar yerine otururken ne yapacağını bilemez bir hâlde Baekhyun’un başına oturup kalmıştı.
Birkaç saat boyunca onun uyanmasını beklerken Chanyeol bir an için bile başından ayrılmamış, Wonho’yu defalarca kez arayıp mesaj atmıştı. Ona ulaşamadığı gibi bir süre sonra telefonu da kapanmış olacak ki artık aradığında çalmıyordu bile. Chanyeol son bir mesaj atıp başını kaldırdığında gözlerini açmış ve neler olduğunu anlamaya çalışan Baekhyun’la göz göze gelmişti. Baekhyun bir şey hatırlamış gibi doğrulurken yüzünde acı, üzüntü ve korkuyla dolu dehşete uğramış bir ifade vardı. Gözleri hızla yaşlarla dolup taşıyordu.
– Chanyeol.. bebeğim, hamileyim ben. Ben hamileyim Chanyeol.. bebeğime bir şey oldu mu?
Baekhyun hıçkırıklarının arasında Chanyeol sanki onu geri getirebilirmiş veya olumlu bir haber verebilirmişcesine yalvarır gibi bakarken onun kollarına tutunarak kalkmaya çalışmıştı. Ağrısı ve Chanyeol’un onu yatağa sabitleme çabası yüzünden kalkamamış, Chanyeol’e tutunup hıçkırarak ağlamaya devam ederken yüzünü karşısındaki bedenin göğsüne gömerek yalvarır gibi konuşmuştu.
– Nolur ona bir şey olmadığını söyle..
Chanyeol boğazındaki yumruyu gidermek için yutkunurken kendisinden destek bulan Baekhyun’a sarılmış, sırtını sıvazlayarak onu rahatlatmaya çalışırken normal çıkmasını ve titrememesini umduğu sesiyle konuşmuştu.
– Üzgünüm Baekhyun, çok üzgünüm..
Baekhyun’un hıçkırıkları odanın boğucu havasına karışırken hissettiği suçluluk duygusuyla çoktan acıyla kıvranmaya başlamıştı bile. Sürekli kendine fazla yüklendiğini düşünerek resmen işkence çektiriyordu. Chanyeol ise kollarındaki bedenin sakinleşmek yerine artık titrediğini ve ağlama krizine girdiğini fark ederek hemşirelerin gelmesi için çağrı düğmesine basıp kendi feromon kokusuyla onu sakinleştirmeye çalışmıştı. Odaya gelen hemşireleri görünce Chanyeol ondan uzaklaşıp hemşirelerin işini yapmasına izin verirken köşeye çekilerek uzaktan bir iğneyle sakinleşmeye başlayıp başı yastığa düşen Baekhyun’u incelemişti. Baekhyun’un sakinleştirici yüzünden gözleri kapanmadan önce ayakta duran Chanyeol’un gözlerine attığı bakışlar Chanyeol’a sanki Baekhyun onun ruhunu görebiliyor gibi hissettirmiş, içini alev alev yakmış ve dizlerinin bağı çözülüyor gibi hissettirmişti. Chanyeol olan şeye bu kadar üzülebileceğini şimdiye kadar fark etmemişti. Şimdi ise oturup ağlayabilecek kadar üzgündü ve sırf Baekhyun’un yanında dik durabilmek için bunu yapmıyordu.
Baekhyun baygın bir şekilde gözlerinden sessizce yaşlar süzülerek uzanırken Chanyeol hemşirelere teşekkür edip bir mendille onun gözlerinden akan yaşları ve burnunu silmeye başlamıştı. Hemşireler odadan çıktıklarında ise Chanyeol kokusunu olabildiğince odaya yayarak Baekhyun’u sakin tutmaya devam etmişti. Baekhyun uykusunda hala sessiz sessiz acı çekerken burnuna esen çam kokusuyla gerçekliğe tutunmaya çalışıyordu.
Baekhyun tekrar uyandığında gece yarısını epey geçmişti. Kapıda Chanyeol ve Wonho’nun tartıştıklarını duyabiliyordu. Chanyeol Baekhyun uykuya daldıktan sonra şirketten başkalarını arayıp Wonho’yu buldurtmuş, toplantı odasında uyuyakaldığını öğrendiğinde çıldırmıştı. Telefonu yanında bile değildi. Olan şeyleri öğrendiğinde bir hızla hastaneye gelmiş, Chanyeol de öfkesine engel olamadan onu azarlarken bebeğini yeni kaybetmiş Wonho’yu dövmemek için kendini zor tutmuştu. Baekhyun’un uyuduğunu, hyungu olmasına rağmen onu bir daha böyle yalnız bırakırsa yapacaklarından çekinmeyeceğini hiç de nazik olmayan bir dille anlatırken Baekhyun’un ağlarken nasıl kedi yavrusu gibi titrediğini tekrar hatırlayarak içi paramparça olmuştu. Konuşmasının ortasında soluklanırken kuzeninin gözlerinin dolduğunu fark edince ona sarılarak öfkeyle bir nefes vermiş, olayın duygusal boyutunu yaşaması için artık kızmayı bırakarak ona destek olmak amacıyla sırtını sıvazlamaya başlamıştı. Wonho onun kolları arasında ağlarken dudaklarından sadece bir kelime dökülüp duruyordu.
– Üzgünüm.. üzgünüm..
Chanyeol onun içini dökene kadar ağlamasına izin vermiş, sonra toparlanıp kendine gelmesini söylemişti. Baekhyun’un dik durabilmesi için onun desteğine ihtiyacı olacaktı. Onun için de önce Wonho’nun dik durması lazımdı. Gözlerini sildiğinde Chanyeol de yarı dolu gözlerini kaçırmış, ikisi de derin birer nefes alıp odaya girdiklerinde Baekhyun’un uyandığını görünce Wonho hemen onun yanına koşmuştu. Chanyeol’un koluna çarparak geçtiği için Chanyeol önce kuzenine, sonra Wonho’nun yanına koştuğu Baekhyun’a dönmüş, onun uyandığını ancak o zaman fark edince derin bir iç çekip yine gözlerini kaçırmıştı. Baekhyun donuk bakışlarla onlara bakarken ağlamak için bile gücü yok gibi görünüyordu. Chanyeol’e orada olmasını istemiyor gibi baktığında Chanyeol sebebini bilmese bile anlayışla, sanki bir şey hatırlamış gibi kapıya dönerken mırıldanmıştı.
– Ben yiyecek bir şeyler getireyim.
Odadan çıkarken istenmemesini anlıyordu. Evli çiftin arasında durmaya lüzum yoktu. Orada yeri yoktu. Dönerken de olabildiğince oyalanacak, sonra da Wonho onunla ilgilensin diye çıkıp eve gidecekti. Belki eşya bahanesiyle, belki de buna gerek bile yoktu ki zaten burada kalması anlamsız olurdu. Yaklaşık 1 saat kadar oyalanarak yemek alıp gelmiş, odaya kapıyı tıklatıp girmişti. Baekhyun yatağında sırtını kapıya dönmüş yatarken Wonho da kapı tarafında oturmuş dişlerini sıkarak Baekhyun’un sırtını izliyordu. Odadaki gerginliği hisseden Chanyeol neredeyse parmak ucunda yürüyerek yemekleri Baekhyun’un dönük olduğu masaya bırakmış ve onunla göz göze geldiğinde nefesini tutma ihtiyacı duymuştu. Baekhyun bıkkın bir nefes verip gözlerini yumarken örtüyü kafasına çekmişti. Chanyeol’e cehennem gibi gelen sıcaklıktaki odaya bakılırsa Baekhyun sıcaktan kavruluyor olmalıydı. Ona rapmen böyle yapmayı tercih etmiş ve kendine yemek getirmiş olan alfayı görmezden gelmişti. Chanyeol derin bir nefes alıp onları rahatsız etmemek adına tekrar odanın kapısına ilerleyerek konuşmuştu.
– .. ben eve gideyim, size kıyafet getiririm. Sabah-birkaç saat sonra sabah olacaktı zaten-gelirim yani, siz de dinlenin biraz.
– Gerek yok Chanyeol. -Wonho oturduğu yerden kalkıp konuşmuştu.- Ben gideceğim, sen benim için kalıp Baekhyun’la ilgilenir misin? Projeyle ilgili bazı detaylara çalışmam lazım.. ben de..sabah gelirim muhtemelen.
Chanyeol kuzeninin sesiyle durup ona bakmış, yüzündeki ifadeyi seçemeden kuzeni onun omzunu sıkıp odanın çıkışına ilerlediğinde Chanyeol ne yapacağını bilemez bir şekilde başını sallamıştı. Odadan çıktığında ise çöken sessizlik ve aşırı sıcaklık hissiyatıyla Chanyeol Baekhyun’a bakmıştı. Hala yattığı yerde örtünün altında saklanıyordu. Chanyeol masanın başına geçip tek tek yemekleri çıkarmış, açıp hepsini yemeye hazır bir duruma getirirken seslenmişti.
– Birkaç lokma ye Baekhyun.. sağlığını toparlaman gerek. Doktor yetersiz beslendiğini söyledi. Ben evde yokken ne yiyorsunuz siz?
– Yemeyeceğim, sanane?
Chanyeol’un ona yardım etme isteği direkt red yerken sertçe yutkunmuş, ikinci bir deneme için derin bir nefes almıştı.
– Sürekli dışarıdan yiyorsunuz herhalde.. kağıt ve plastik çöpler hızlıca doluyor. Bunlar da dışarıdan ama iyi bir yerden aldım.. ablamın restoranı var biliyorsun değil mi? Bir dahakine sizi oraya götürebilirim. Çok sevinir.. düğünde tanışmıştınız zaten.
Chanyeol red yemekten daha fenası, cevapsız kalmıştı. Baekhyun artık uyuduğundan mı yoksa inadından mı bilinmez artık sadece susuyordu. Chanyeol istifini bozmayarak boğazını temizleyip kalkmış ve odanın kapısına ilerlemişti.
– Ben su alıp geleceğim, odada kalmamış..
Chanyeol kapıyı yavaşça kaydırıp çıktıktan sonra arkasından da çekmiş, koridordaki otomata ağır ağır ilerlemişti. Suyla geri döndüğünde camdan Baekhyun’un artık yatakta değil masanın yanında olduğunu görmüştü. Sanki 3 gündür aç gibi yemek yiyor göz ucuyla kapıya bakıyordu. Chanyeol Baekhyun kapıya bakar bakmaz gözden kaybolmak adana yana geçmişti. Koridordaki sandalyeye otururken dudaklarının kenarları Baekhyun’un sevimliliği yüzünden yukarıya doğru kıvrılmıştı. Baekhyun’un o sıralar neden yetersiz beslendiğini ve bu duruma düştüğünü sorgulamaya başladığında ise bu gülümsemeden geriye sadece toz taneleri kalmıştı.
Baekhyun’un sorunu neydi, başından beri hâlsizlikleri ve hastalıklarının kaynağını öğrenmişti. Bebek. Ancak yetersiz beslenme, kollarındaki morluklar neyin nesiydi anlamıyordu. Barkhyun’un psikolojisini anlayamıyordu. Belki de depresyondaydı ve yeni bir ev ona hiç iyi gelmemişti ya da Chanyeol’un varlığı onu rahatsız ediyor, kendi gibi davranamıyordu. Odadan ayrıldığında yemeye başlaması da buna işaretti işte. Peki kuzeniyle sorunları neydi? Neden şimdi onunla kalmak yerine çekip gitmişti? En zor zamanları birlikte geçirmeleri gerekmez miydi? Hayır.. bu Chanyeol’un suçuydu, kuzenine verdiği proje çok yüklüydü ve kuzeni bu işin altında eziliyordu. Chanyeol kara kara düşünüp senaryolar kurgularken yarım saat geçtiğini fark ederek kalkmış, içeriye girmeden önce sessiz bir bakış atmıştı. Kağıyı sessizce aralayıp girdiğinde parmak ucunda masadaki çöpleri toplamaya başlamıştı. Baekhyun tekrar yatağa uzanmış fakat bu sefer kafasına kafar örtünmemişti. Sadece sırtını Chanyeol’e dönmüş duruyordu. Chanyeol çöpleri attıktan sonra büyük bir bardak suyu içmesi için Baekhyun’un dönük olduğu tarafa getirmiş, onun başında dikilerek yüzüne bakmıştı.
– O kadar baharatlı şey yiyince için yanmadı mı? Bunu benden gizli içemezsin, bir daha odadan çıkmayı düşünmüyorum.
Baekhyun ona sinirleri bozulmuş gibi bakarken Chanyeol onunla uğraşmanın verdiği keyifle hafifçe sırıtmıştı. Baekhyun doğrulurken ona destek olup suyu da elleriyle içirmiş, geri yatırırken de 10 kat daha fazla dikkatle ince bir porselen yerleştiriyormuş kadar nazikçe onu yatağa kondurmuştu. Baekhyun yattığı yerden acı dolu bir nefes verirken konuşmuştu.
– Ağrı kesicilerin etkisi geçiyor sanırım.. çok ağrım var. Hemşirelere seslensen olur mu?
Chanyeol boş bardağı masaya bırakıp onun yanına dönmüş, başındaki sandalyeye -Wonho’nun az önce oturduğu yere- oturarak konuşmuştu.
– Daha fazla ağrı kesici almana izin veremeyeceklerini söylediler. Karın ağrısı için de ilaç içmişsin Baekhyun.
– Çok ağrıyordu.. böyle bir şey tahmin etmemiştim ben hiç.. bu kadar ciddi olduğunu düşünmemiştim. İlaç içersem geçer sanmıştım. Bebeğimin kötü durumda olduğunu anlamadım.. nasıl anlamam..? Benim bebeğim.. bebeğim gitti Chanyeol..
Baekhyun cümleler arasında hıçkırıklara boğulurken elleriyle yüzünü kapatmış, suçluluk ve acıyla iki büklüm olurken sessiz sessiz gözyaşı dökmeye başlamıştı. Chanyeol yine boğazındaki yumruyla öylece kalıp dizleri üzerindeki elleri istemsizce sıkılırken nefes almaya çalışmıştı. Gözlerini Baekhyun’un elleriyle kapattığı yüzüne kilitleyip mırıldanmıştı.
– Senin bir suçun yok..sen doktor değilsin. Tahmin edemezdin. Stresten olduğunu düşünebilirdin, kim olsa öyle düşünürdü. Belki kabız yüzünden falan. O yüzden kendini suçlama Baekhyun. O seni biliyor, onu bilerek bırakmadığını biliyor. Vicdanın rahat olsun.
Baekhyun Chanyeol’u daha da sessizleşen hıçkırıklarıyla dinlerken parmaklarının arasından ona bakmış, ondan birkaç yaş büyük olan alfanın gözlerindeki hüzne rağmen ona olan tam inancını seçebilirken hayretle incelemişti. Bu inanç Baekhyun’un hiç sahip olmadığı bir şeydi. Kimse ona bu kadar keskin hatlarla inanmamıştı. Kendi ailesi bile, öğrendiklerinde onu suçlayacaklardı. Wonho da öğrendiği andan beri onu suçluyordu. Ama işte orada Chanyeol, onu daha tam anlamıyla tanımadan inanıyordu.
Wonho’nun işlerinin yoğunlaşıp eve geç gelmeye başlamasıyla evdeki dengeler değişmişti. Baekhyun’un da okulu devam ettiği için dönem derslerine çalışıyor, Chanyeol’un izin verdiği kurallarla kütüphanedeki kitaplarla zaman geçiriyordu. Baekhyun sürekli solgun ve renksiz görünüyordu, bunu ‘hasta’ olmasına pekâla bağlayabiliriz ancak Chanyeol’un gözüne batıyordu. Tabii Chanyeol’un dışarıda sabahlayıp yarı sarhoş bir şekilde eve dönmediği zamanlarda. Chanyeol de Wonho’nun aksine daha rahat bir dönemdeydi ve sadece diğerlerinin işlerini kontrol edip gerekli imzalatın ardından bütün gün ona kalıyordu. O da bu sürede yeni evli çifte alan tanımak için eve olabildiğince geç, hatta Wonho’dan bile geç gitmeyi en mantıklı seçenek görüyordu.
Baekhyun salonda bilgisayarında proje ödevine çalışırken Chanyeol birkaç haftadır ilk defa erken eve gelmiş, az sonra atıştırıp çıkmak için hazırlanacaktı, Baekhyun’u evde görünce yanına uğramıştı. Selamlaşıp ne yaptığına bakmak için yaklaştığında Baekhyun’un bir sebepten dişlerini sıktığını ve saç diplerinde oluşan terlerden dolayı ıslaklığı fark edince konuşmuştu.
– Sen iyi misin? Acı çekiyor gibi görünüyorsun.
Baekhyun ona bakıp karnına bir koluyla sarılmış, aktif eliyle hala bilgisayarda bir şeyler yaparken güçlükle konuşmuştu.
– Karnım ağrıyor b-biraz. Ödevimi yetiştirmem lazım.. önemli bir şey değildir. Son zamanlarda hep böyleyim zaten..
Chanyeol bunun hiç de sağlıklı olmadığı kanısına varırken ona yaklaşıp bilgisayarın kontrolünü devralmış, Baekhyun’un halsiz çırpınışlarını görmezden gelerek dosyayı kaydedip bilgisayarı kapatmıştı. Sonra başıyla işaret ederken konuşmuştu.
– Hadi kalk, hazırlan. Hastaneye götüreceğim seni, bu hâlde ödev falan yapamazsın. Bir yolunu buluruz, hadi.
Baekhyun karşısında ona emir vererek konuşan ciddiyet dolu adama bakarken asabı bozulmuş gibi yüzünü buruşturup bilgisayarını açmaya dönmüştü.
– Vaktimi boşa harcıyorsun. Dışarı çıkmıyor musun sen? Rahat bırak beni.
Chanyeol söz dinlemeyeceğini anlayınca Baekhyun’u koltuk altlarından tutarak kaldırmış, bir eliyle kolundan nazik ama kaçamayacağı bir şekilde tutarken kapıya sürüklemişti.
– İyi. Hazırlanmıyorsan böyle gelirsin.
Baekhyun’un ağzından acı dolu bir inleme dökülürken Chanyeol onu tuttuğu kolundan kaynaklanmadığını biliyordu. Baekhyun’un gerçekten canı yanıyor olmalıydı. Onu arabaya bindirirken Baekhyun’un hiç gücü kalmadığı için huzursuz ve itiraz eden homurtulardan başka bir şey yapamıyordu. Chanyeol onu hızla acile getirdiğinde de yürüyemeyecek vaziyette olduğu için içeri girene kadar Chanyeol onu kucağında taşıyarak getirmişti. Baekhyun yarı baygın bir hâlde Chanyeol’un göğsünde sessiz sessiz acıyla kıvranıp çam kokusunu solurken Chanyeol onun kokusundaki tuhaflığın neyden kaynaklandığını bir türlü anlayamıyordu. Sonunda bir sedyeye uzandığında ve doktorlar, hemşireler onunla ilgilenmeye başladığında Chanyeol yatağın birkaç adım gerisinde köşede durup onu izlemiş, aralarındaki perdeyi çektiklerinde artık ona ciddi bir şeyler olduğunu fark ederek hemen Wonho’yu aramak için endişeyle telefonu tuşlamıştı. O ana kadar sakin ve kontrollü olan Chanyeol, Baekhyun sonunda emin ellere vardığında bütün ipleri bir anlığına salmış gibiydi. Elleri titreyerek Wonho’yu birkaç kez arasa da ulaşılmıyordu. İşte olduğu için daha fazla ısrar etmemeye karar verirken ona mesaj atıp midesindeki tuhaf bulantıyla ve kafasında soru işaretleriyle beklemeye başlamıştı. Baekhyun’u başka bir bölüme aldıklarında peşinden gidip kapıda beklemiş, içeride her ne işlem yapıldıysa çıktığında hala baygın ve serum bağlanmış Baekhyun’un peşinden bu sefer de onu aldıkları odaya ilerlemişti.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.