Eve döndüklerinde ikisi de birbirlerine meydan okuyup durmaktan canları çıkmış bir hâlde içeri girmişler ve Baekhyun elinde meyveli yoğurt, mısır gevreği, buzlu meyve, cips, bisküvi, jelibon karışımı olan saçma sapan bir atıştırmalık tabağıyla onları karşılamıştı. Diğer elindeki gazozu yudumladıktan sonra onları incelerken yargılayan bir bakış atmıştı.– Savaştan mı döndünüz? Bu hâliniz ne?
İkisi birbirlerine bakıp barbarca gülümserken Chanyeol doğrudan banyoya ilerleyerek konuşmuştu. Yüzünde zafer gülümsemesiyle karışık Baekhyun’un yediklerinden iğrenmiş gibi bir ifade vardı.
– Kocana sor, onu nasıl ezdiğimi anlatsın sana. Sen hasta hasta nasıl besleniyorsun öyle..?
– Haha.. çok komik. Velet olduğun için izin verdim sadece. -Baekhyun’a yaklaşıp gazozundan bir yudum almış, tuhaf karışıma bir göz attıktan sonra kocasının yüzüne bakmıştı.- Ne yiyorsun gerçekten..? Hâlin yok sanıyordum. Ayakta görünce şaşırdım
– İyiyim ben. Canım çekti.. gazozumu rahat bırak.
Bardağını ondan uzaklaştırarak yüzünü buruşturmuş, çatık kaşlarıyla salonda kurduğu krallığa ilerlemişti. Her yerde kitaplıktan aşırdığı kitaplar, sitcom açılmış bir tablet ve mutfaktan buraya taşıdığı atıştırmalıklarla doluydu. Yastıkları en rahat oturabileceği şekilde dizmiş üzerine de örtüyü çekmişti. Diğer koltukların yastıklarını da kullandığı için onlar çıplak görünüyorlardı. Wonho Baekhyun’un peşinden gitmek yerine odaya çıkıp banyoya girmeseydi bu hâlini Chanyeol’dan önce görecekti. Chanyeol ise duşunu alıp rahat bir şeyler giyindikten sonra şampuandan gözleri kızarmış bir şekilde aşağıya inmişti. Dolaptan kendine bir kutu diyet gazoz alarak salona geldiğinde ne düşüneceğini şaşırmıştı. Daha fazla atıştırmalık, darmadağın kitaplar ve sitcom izleyen bir Baekhyun. Üstelik artık kapıda karşılaştıkları şortu da giymiyor, sadece ona üzerinde kocaman duran sweatle oturuyordu. Muhtemelen Wonho’nun sanıp giydiği ama Chanyeol’un favori sweatlerinden biriydi bu. Chanyeol afallamayı bırakamazken Baekhyun battaniyeyle bacaklarını örterek boğazını temizlemişti.
– Ayakta dikilecek misin öyle..? Otursana bir yere.
Chanyeol onun rahatlığına şaşırmış bir şekilde ilk zamanlar nasıl gergin olduğunu hatırlayınca şükür mü lanet mi edeceğine karar verememiş, koltuğun ucuna oturup -oraya otururken bir kitabın üzerine oturduğunu fark edip altından onu alarak diğerlerinin arasına koymuştu- sitcoma bakarken tedirgin ve artık doğrudan bakmak yerine yan yan Baekhyun’a bakan bir şekilde konuşmuştu.
– Bir tane yastık verebilir misin? Spordan sonra belim ağrıyor..
Baekhyun rahatı bozulduğu için onun yaşlı olduğuna dair homurdanarak bir yastığı ona uzatmış, Chanyeol omega alfa sınıf farkından onun hiç çekinmediğini çok net anlarken yastığı elinden almak için tutmuştu. Baekhyun onu vermek istemediği için sıkı sıkı tutarken Chanyeol tutup birden sertçe çekince Baekhyun da ona doğru savrulmuştu. Bu hareket ona bol gelen sweatshirtün kolunun yukarıya sıyrılmasına neden olurken Baekhyun hemen geri çekilip üstünü düzelttiği saniyelerde Chanyeol onun kollarındaki morluklara bakmaktan kendini alamamıştı. Chanyeol yastığı alabilmiş olmanın zaferiyle onu arkasına yerleştirerek yaslanırken kafasında düşünceler oradan oraya uçuşup duruyordu. Tam ağzını açacağı sırada Baekhyun konuşunca bütün laflar ağzına geri tıkılmıştı. Baekhyun’un yüzü ifadesizdi ve boş bir şekilde önündeki sitcoma bakıyordu.
– Ne düşündüğünü biliyorum ama o yapmadı. O yüzden düşünme.
Bu sözler havada asılı kalırken Chanyeol ona bakmanın bile hata olacağını düşünerek kafasındaki yoğun akışla, karşısındaki sitcomla kendisini meşgul etmeye başlamıştı. Baekhyun’un baştaki utangaçlığı ve gerginliği kesinlikle yoktu. Chanyeol’le aralarında olan yeni tanışmanın verdiği kibarlık faslı da ortadan kalkmış gibiydi. Bir süre sessizliğin ardından Chanyeol bambaşka bir yerden konuşmaya başlamıştı.
– O kitapların hepsi benim, üzerindeki sweat de bana ait. Wonho’nun değil. Kitap okumayı bu kadar seviyorsan alt kattaki kütüphaneyi kullanabilirsin. Yedek anahtarını sana veririm, Wonho da hiç kullanmaz orayı.
– O zaman neden kilitli tutuyorsun?
İkisi de aynı anda birbirlerine baktıklarında Chanyeol anlamlı bir gülümseme bırakmış, omuz silkmişti.
– Sadece bana ait bir alanmış hissiyatı veriyor sanırım. Bir şeylerden kopmak istediğimde kendimi oraya kilitlemeyi seviyorum, oradan çıkarken de koptuğum şeyleri oraya kilitlemeyi.
İkisi birbirlerine öylece bakarken Baekhyun cevabı beğenmemiş gibi önüne dönmüş, karışımından kocaman birkaç lokma almıştı.
Ağzı dolu bir şekilde:
– Anahtarı ver. Bu kitaplık bana da az gelmişti zaten.
Chanyeol ise gözlerini ondan ayırmadan onaylayan bir ses çıkarmıştı.
– Orada yemek yiyemezsin ya da bu şekilde dağıtamazsın. Aldığın kitabı da yerine koyacaksın, kütüphaneden dışarıya çıkarmak yasak. Bu kurallara uyacağına yemin edersen yarın işe giderken anahtarlığa diğerlerine hiç benzemeyen bir anahtar asarım.
Baekhyun kuralları beğenmemiş bir şekilde yüzünü buruştursa da ağzındakileri bitirip derin bir iç çekmişti.
– İyi.. saçma sapan kurallarını kabul ediyorum. Bütün büyüyü bozmuş olsa da.. kitap okumayı seviyorum. Sweatini de en kısa sürede iade ederim.
Baekhyun sweati Wonho’nun sandığı için almamıştı. Kurutmadan yeni çıkmış olmasına rağmen buram buram çam kokusu yayan tişörte çekilmişti resmen, evde yalnız olmanın verdiği rahatlıkla kokuyu aklına kazımak ister gibi birkaç kez içine çekmiş ve son anda aklına giren şeytanla onu giyip en azından kokusu geçene kadar sınırsızca onu giymesinin bir sorun olmayacağına karar vermişti.
– Gerek yok, çok beğendiysen kalsın.. bilgin olsun diye söyledim.
Baekhyun’un aklından sweatin üzerindeki koku gittikten sonra zaten bir işe yaramayacağı geçerken Chanyeol gazozundan yudumlayıp artık önüne dönmüş, nedensizce keyiflenmiş bir şekilde sitcoma artık daha iyi odaklanırken Wonho da gelip boş koltuğa (önce üzerindeki kitapları tek tek toplayıp masaya bırakmıştı) yayıldığında telefonla oynadığı için kimse kimseye laf atmadan sessiz sessiz takılmaya başlamışlardı.
Yemek için önce Chanyeol kalkıp tarif bakarak mutfağa gitmiş ve bir çorba hazırlamaya başlamıştı. Erişteli, etli, sebzeli, doyurucu bir çorbaydı bu. Baekhyun’un hastalığına da iyi geleceğini düşünerek malzemeleri çıkarıp yıkamaya ve doğramaya başladığında Wonho da bir süre sonra peşinden gelip bir şey demeden ona yardım etmeye başlamıştı. Normalde yemek pişirme işi rastgele giderdi. Bazen biri yapar diğeri yer bazen ikisi de günlerce pişirmez ve dışardan yerlerdi. Bazen de birlikte yaparlardı işte. Yine de burada Wonho’nun daha az etkisi olduğunu söyleyebiliriz, basit doğrama işleri bulaşık yıkama gibi görevler ona aitti, yemeğin tadı tuzunu genelde Chanyeol ayarlardı. Sadece Wonho yemek yaptığında genelde basit yemekler oluyor ve Chanyeol sonra mutlaka başka atıştırmalıklar da yemek durumunda kalıyordu. Ayrıca tatlarının biraz tuhaf olduğunu da itiraf etmek gerek. Biz bunlardan bahsederken ikilinin çoktan çorbayı pişmeye bıraktığını ekleyelim. Wonho malzeme doğrarken Chanyeol tencereye en çok pişme süresi olandan en aza doğru yavaş yavaş atmaya başlamıştı bile.İçerideki Baekhyun nedense kötüleşmiş, ateşi çıkmıştı. Altına az önce koltuğa fırlattığı şortu giyip örtüsüne daha sıkı sarınmış ve kapüşonu da kafasına geçirip mumyalanmış bir şekilde burnunu çeke çeke oturmaya başlamıştı. Mutfaktan gelen baharat kokusu yarı tıkalı burnuna korkunç geliyor ve muhtemelen yediği tuhaf şeylerden dolayı midesini bulandırıyordu. Bir süre sonra Chanyeol onu yemeğe çağırmaya geldiğinde isteksizce doğrulurken ani gelen mide bulantısıyla kalkıp bir eliyle ağzını tutup diğeriyle kapıdaki Chanyeol’u göğsünden iterek banyoya koşmuş ve girer girmez de klozete eğilerek kusmaya başlamıştı. Chanyeol içeriye gelip onu yemeğe çağırırken durumunun ne kadar kötü olduğunu fark etmiş, tam neyi olduğunu soracakken onu iterek banyoya koşan minyon bedenle şaşkınlıkla onu izlemişti. Baekhyun’un peşinden giderken kapıda durup onun kustuğunu görünce derin bir iç çekip Wonho’ya seslenmişti bilgilendirici bir şekilde. Wonho hızlı adımlarla yanına geldiğinde Baekhyun’u inceleyip bıkkın bir nefes vermiş, ellerini kuruladığı havluyu omzuna atarak Baekhyun’un sırtını sıvazlamıştı.
– O şeyi yeme demiştim sana. Zaten hastasın. Kendi kendini yoruyorsun.
Daha sonra eğilip kulağına Chanyeol’un duyamadığı şeyler söyleyince Chanyeol orada durmasının saçma olduğunu fark ederek mutfağa geri dönüp yarım kalan sofrayı kurmaya devam etmiş ve çorbayı tabaklara dağıtmaya başlamıştı. İçeriden Baekhyun’un ateşi olduğuna dair birtakım cümleler duyduğu için ona birkaç soğuk algınlığı ve ateş düşürücü ilaç çıkarıp suyla beraber onun oturacağı tabağın yanına bırakmıştı. Yerine oturduğunda ikili masaya dönerken Baekhyun’un yüzü gerçekten solgundu ve Wonho’nun desteğiyle ayakta duruyordu. İkili masaya oturduklarında yemeğe başlamışlardı. Baekhyun iştahsız bir şekilde yerken gerçekten beğendiğini fark edince biraz daha büyük lokmalar almaya başlamıştı.
– Daha iyi misin Baekhyun?
Chanyeol yumuşak ama sınırları belli olan bir tonda sorarken Baekhyun sadece başını sallamakla ona iyi olduğunu ifade edip yemeye dönmüştü. Yemek sonunda ilaçlarını içip uyumak için yukarıya çıkacağını söylediğinde ise Wonho da peşinden gitmişti. Chanyeol de onları yalnız bırakma kararı alarak mutfağı toparlayıp üzerini değiştirip dışarı çıkmak için hazırlanmaya başlamıştı. Koridorun ilerisinde birkaç gürültü duysa da bunların ne olduğuna dair çok kafa yormamıştı. Sonuçta yeni evlilerdi ve bazı özel alanlara ihtiyaçları vardı. Chanyeol nihayet hazırlanıp çıkarken de sadece girişteki not panosuna geç geleceğini belirten bir cümle yazıp iyi geceler dileğini de belirterek evden ayrılmıştı.
Chanyeol sabaha karşı eve döndüğünde evin aşırı sessizliğini anlamak pek zor değildi. İkisi de yorgun düşüp uyumuş olmalıydı ve Chanyeol artık hiçbir özel alanı bozmayacaktı. Odasına girip hafif çakırkeyif bir şekilde duş aldıktan sonra da pijamalarıyla uzandığı yatak ona fazlasıyla tatlı gelmişti. Bekar olmayı seviyordu, böyle yaşamayı seviyordu. Huzurlu hislerle kısa sürede uyuyakalmıştı.
Henüz kendimize bile itiraf edemediklerimiz. Bastırıp durduğumuz, unutamadıklarımız. İçimize gömmeye çalıştıkça kendini bize hatırlatan hisler, anılar, güdüler. Geceleri uyutmayan, düşüncelere boğan ve kafamızdan atmak istediğimiz her an bizden bir parça olduğunu en acı şekilde hatırlatan güdüler. Bunları susturmanın bir yolu var mı? Ben henüz keşfedemedim. Belki de susmaları gerekmiyordur, bizi hayata bağlayan şeyler onlardır. ‘Bir gün gelecek ki’ ihtimaliyle yaşatır. Belki o gün geldiğinde olacağına inandığımız şeylerdir. Pembe fil deneyi gibidir bu düşünceler. Pembe fili düşünmemek için kendimizi ne kadar kısıtlarsak o kadar gömülürüz bu fikre. Aklımızdan çıkaramayacağımız bir hâle dönüşüverir. Bu girdaptan çıkmanın yolu o düşüncelerin zihnimizin engin sularında akıp gitmesine izin vermektir. Düşün, sorun değil. Ama onun da geçici olacağını kabullen. Reddetmeyi bırak, teslim ol.
Nefes..nefes..1..2..3..nefes.. nefes..
Chanyeol koşusunun ortasında podcasti dinlerken aklından geçenleri buraya yazsam bir roman çıkabilirdi. Zihni onu bambaşka denizlere atarken boğulup çıkmanın yolu yine de yayıncının söylediklerinde gizliydi. Kulaklıklarını ancak kuzenini gördüğünde çıkarmış, gülümseyip bandı durdurarak ona doğru ilerlemişti.
– Erkencisin! Bu kadar çabuk dönmeni beklemiyordum.
Kuzeni onunla ortada buluşurken Chanyeol havluyla alnında ve boynundaki ıslaklığı kurutmaya çalışmış, kuzeniyle aynı anda elini uzatarak dostça tokalaşmıştı.
– Seni özledim desem inanır mısın?
Chanyeol Wonho’nun cevabına gülerek başını iki yana sallamıştı. Wonho da gülerken iç çekmişti.
– Baekhyun biraz rahatsızlandı. Şirketten de aradılar birkaç kez, projemi çok fazla başı boş bırakmayayım dedim. Bensiz yürütemiyorlar sanki..
– İyi bir terfi alman lazım, yeni evlisin sonuçta.. Baekhyun’un da başka istekleri vardır. Bu proje senin için önemli biliyorsun. Balayını bölecek olsa bile..değer.
Chanyeol eğilip yerden suyunu almış, yarısından fazlasını diktikten sonra derin bir nefes alarak kuzenine bakmıştı. Wonho dalmış bir şekilde Chanyeol’u izliyordu. Yüzündeki endişeyi fark edince Chanyeol konuyu değiştirerek konuşmuştu.
– Baekhyun iyi mi? Onu yalnız bırakıp spora mı geldin?
– Biraz uyuyup dinleneceğini söyledi, kafasını dinlemesi için evden çıkmak istedim. 1 saatliğine yalnız kalabileceğini sanıyorum. İyi görünmeseydi bırakmazdım..
Chanyeol başını sallarken başıyla bir spor aletini işaret edip sırıtmıştı.
– O zaman gel de Leg Press’te bana meydan oku.
Wonho Chanyeol’a anında ayak uydurup sırıtırken ikisi de yerlerini almışlardı bile.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.