Asıl mevzuya girmeden önce bir konuya açıklık getirelim. Chanyeol, Cloud Network (bundan böyle CN diye bahsedeceğim) şirketinin varisiydi ve CEO olmak üzereydi. Wonho ise ufak ortaklardan başka bir şey değildi. Şirketteki hissesi ona yalnızca bir maaşına eşit düzeyde kazandırıyordu. Aralarındaki devasa farka rağmen ikisinin bu derece yakın olmaları küçüklükten geliyordu. Chanyeol’un ilkokulda, ortaokulda, hatta lisede bile aşırı soyutlanmışlığı sebebiyle hep yalnız kalırdı. Wonho ona biraz açılmayı, diğerleriyle anlaşmayı ve onlarla nasıl vakit geçirebileceğini öğretmişti. Chanyeol her zaman diğerlerinden daha ileriyi düşünür, bir şeylerin arkasını görebilmeyi başarırdı. Onun gibi duygusal ve zihinsel zekası yüksek birinin o yaşlarda bununla baş etmesi yeterince güçtür. Duygularını kolayca saklayamaz ve düşüncelerini dile getirmekten kaçınmazlar. Bunu yaparken karşılarındaki kişilerin duygularını da pek düşünemezler. Bu konuda onlara kızamayız çünkü henüz çocuk oldukları bir gerçektir. Kısacası Wonho’nun Chanyeol üzerindeki olumlu etkisi ve abiliği sebebiyle Chanyeol onu dost bilmiştir. Kuzeni diye bahsettiğimiz kişi aslında uzaktan bir akraba olsa bile biz onu manevi değerinden ötürü yakın bir kuzeniymiş gibi kabul edeceğiz.
Wonho ve Chanyeol’un aynı evde yaşaması ise üniversite yıllarında başlamıştı. Chanyeol babasından doğum günü hediyesi olarak böyle büyük bir ev aldığında içini nasıl dolduracağı konusunda fazlasıyla kararsız kalmıştı. Bir iç mimarla birlikte eşyaları doldurmak kolaydı tabii ama ilk defa ailesinden ayrı yaşayacağından kaynaklı boşluğun doldurulmasının mümkün olmayacağı da bir gerçekti. İlk gece orada kalması için kuzenini kendi davet etmişti. Daha sonraki gün de gitmesini istemedi, ondan sonraki gün de. Böylece onun gitmesini aslında hiç istemediğini fark etti. Zaten birlikte gayet rahat yaşıyorlardı ve Wonho iyi bir ev arkadaşıydı. Chanyeol onu aşağı, kendi aldıklarını yiyip evinin güzelliğinden yararlanan biri olarak görmüyordu. Onun yediği içtiği veya orada kalması onun gözüne batmıyordu. Çünkü Chanyeol’un yetiştirilme tarzı ve ona kalmış, kalacak olan mirası düşününce tüm bunlar 3 kuruş para bile etmiyordu. Bu şekilde 8 yıldır yaşadıklarını düşünürsek Chanyeol’un ne kadar cömert bir yapıya sahip olduğunu kavrayabiliriz diye umuyorum.
Bahsettiklerimden Chanyeol’un 26 yaşında olduğunu anlıyorsunuz, Wonho ise 29 yaşındaydı. Neredeyse 30’una merdiven dayamış bir adamdan artık olgunluk bekliyoruz tabii. Wonho ise hala ufak bir çocuk gibi, elindekileri savurmaya yatkın, burnu biraz havada, Chanyeol’un aksine hiç de mütevazi olmayan bir yapıya sahipti. Dediğim gibi Chanyeol’un gözüne batmadığı için şimdilik bu konuyu dallandırıp budaklandırmanın bir anlamı yok. Biz konumuza dönelim.
Wonho’nun nişanlısı göz alıcı omegalardan biriydi. Chanyeol onu ilk gördüğünde aklından çıkaramadığı ferah bir okyanus kokusu almıştı. Wonho’yla nasıl birlikte oldukları hala meçhuldu. Hayır hayır, öyle dediğim için Wonho’yu çirkin bir beyefendi sanmayın. O da ortalama bir erkekten biraz daha yakışıklı, giyimine kuşamına dikkat eden biriydi. Chanyeol yalnızca bir beta olduğu için öyle bir omegayı nasıl elinde tutabildiğini anlayamamıştı. Ona göre bu güzellikteki omegalar yalnızca zengin alfaları ve betaları hedefler, yeterince para harcattığından emin olana dek kuyruk sallayıp sonunda yanına yaklaştırmadan kuyruklarını kıstırıp kaçarlardı. Ama bu sefer bambaşka birine denk gelmişti işte. Bir anlığına aklından asıl hedefin kendisi olduğu geçse bile bu fikri hemen kafasından kovalamış, evlilik mevzusu konuşulmaya başlandığı andan itibaren ise bu düşünceyi bir daha kullanılmayacaklar kısmına göndermişti.
Kapı çaldığında Chanyeol orada kuzeni ve nişanlısını birlikte, bir yığın eşya getirmiş bir şekilde görmeyi bekliyordu. Ancak kapıyı açıp da ikiliyi ellerinde tuttukları birer valizle görünce taşınmanın ne kadar kısa süreceğini ve kimseyi yormayacağını hemen anlamıştı. Onun neden bu kadar az eşyası olduğunu sorgulamaktan vazgeçip yalnızca ufak bir tebessümle onları içeriye buyur etmişti. Wonho önden nişanlısı arkasından olmak üzere ikili içeriye girip bavulları girişte duvarın yanına bırakırken Chanyeol yeni ev arkadaşının üzerindeki ceketi çıkardığını fark ederek hemen alıp asmak için uzanmıştı.
– Hoş geldin Baekhyun. Umarım iyi anlaşırız.
– Hoş buldum. Umarım bulaşıklar yüzünden tartışmayız.
Chanyeol abartı olmayan bir kıkırtı bırakırken Baekhyun’un buna eşlik etmesi sayesinde Chanyeol kendini şimdiden uyum sağlamış gibi hissetmişti. Ceketini alıp asarken okyanus kokusunun dikkatini dağıtmasına izin vermeyerek bavulları kendi odasına çıkarmak için merdivenleri iki bavulla birlikte tırmanan Wonho’ya seslenmişti.
– Yardım lazım mı hyung?
Artık üst kata yaklaştığı için çıkardığı olumsuz sesler onlara homurtu gibi gelirken Chanyeol yanında çekingen bir şekilde duran Baekhyun’a bakarak artık hareket etmeleri gerektiğini fark edip ensesini ovalayarak içeriyi işaret etmişti.
– Salonu görmek ister misin? Evi sonra hyungla gezersin sanırım.. ben birazdan şirkete gitmek için evden çıktığımda yani.
– Ah evet, süper olur.
Baekhyun’un yüzünde zaten şu an gezmek için yeterince gücü olmadığına dair izler gördüğü için Chanyeol söylediklerinden hiç tereddüt etmemişti. Birlikte salona geçtiklerinde Baekhyun büyük salona göz gezdirmiş, yüksek tavan, duvarları kaplayan camlar ve bahçeye bağlanan büyük cam kapıyı incelemişti. Şömine, köşede şık bir piyano ve kitaplığın bulunduğu, iki tane büyük, iki tane tekli koltuk ve ortada bir masa, karşısında televizyon ve konsolu gördüğünde burada yaşamanın ne kadar keyifli olabileceğini düşünerek içini iyi bir his kaplamıştı. Koltuklardan birine oturduğunda ise Chanyeol’un da onu benzer gözlerle incelediğini fark etmek biraz yanaklarının kızarmasına neden olmuştu. Yabancı birinin evini gözetliyormuş gibi hissetmişti. İlk defa geldiği için öyle de sayılabilirdi tabii.
– Wonho’nun piyano çaldığını bilmiyordum.
– Ben çalıyorum. Wonho’ya birkaç kez öğretmeye çalıştım ama pek müzik kulağı olduğunu söyleyemem.
Bu sefer Baekhyun kıkırdadığında Chanyeol onu rahatlatabildiğine sevinmiş gibi gülümsemişti. Onun gergin oturuşundan ve salonu boncuk boncuk incelemesinden yabancılık çektiğini çok net anlayabiliyordu. İkisi gülüşürken Baekhyun’un omuzları biraz daha gevşemiş, oturduğu koltukta en azından eskisi kadar uçta değil de biraz daha yerleşerek oturmaya başlamıştı. Salona Wonho girdiğinde gülümseyerek nişanlısının yanına oturarak bir kolunu ona atıp kendine çekerek kendiyle beraber onu da arkaya yaslamıştı.
– Ne konuşuyorsunuz benim hakkımda? Gayet müzik kulağım var benim..
Baekhyun nişanlısının ona verdiği yakınlıktan hafif gergin bir şekilde birazcık doğrulurken tebessüm ederek başını sallamıştı. Chanyeol ise kuzenine odaklanmış bir şekilde gülerek dalga geçmişti.
– Evet haklısın, mesela kulüp müzikleri duyduğunda koşarak oraya gidesin geliyor değil mi?
Chanyeol eğlenirken Wonho sinirleri bozulmuş bir şekilde başını sallamıştı. Chanyeol’un da ondan pek farkı olmadığını söylemek üzere ağzını açtığı sırada Chanyeol’un telefonu masada titremeye başlayınca Chanyeol çevik bir hareketle onu masadan kapıp ayağa kalkmıştı.
– Bana müsaade. Siz rahatınıza bakın.. akşam görüşürüz. Tekrar hoş geldin Baekhyun.
Chanyeol ikisine son bir kez bakıp Baekhyun’a başıyla selam verirken Baekhyun ona sarılı bir şekilde duran betasının kolları arasından gülümseyip el sallamıştı. Böylece Chanyeol evden çıkıp giderken Wonho ve Baekhyun o evde ilk defa baş başa kalmışlardı.
Bölüm Yorumları (0)
Bu bölüm hakkında yorum bırakmak için giriş yapın.