Bölüm 1
Echoes: Son Söz

Papirüsümde Ne İşin Var?

8 dk okuma
Lina

Salonun ortasında parlayan metal kılıçların sesi nihayet sustu.

Spor salonunun yüksek tavanlarından süzülen beyaz ışık, matların üzerinde biriken ter damlalarını bile parlatıyordu.

Ben nefes nefeseydim, maskemin içi buğulanmıştı. Karşımda, her zamanki gibi kazanan bir gülümseyişle Aysima vardı.

Bir insan nasıl olur da her Eskrim maçında istisnasız kazanır, hâlâ anlamış değilim ama Aysima başarıyordu.

Her maçımız aynı şekilde bitiyordu: benim mağlubiyetim, onun ezici zaferi.

“Aysima, bir baksana? Şampiyon sensin.” dedim, maskemi çıkarırken.

Aysima kaskını başından çekip bir kenara bıraktı; alnındaki ter ışıltıyla yanıyordu.

Kısa kesilmiş siyah saçları alnına yapışmıştı, gözlerinde hem yorgunluk hem gurur vardı.

Matın üzerine oturdu, nefesini düzenlemeye çalıştı.

Ben de yanına çöktüm.

İnanabiliyor musunuz, on maçın sadece birini kazandım. Ve o da yanlışlıkla olmuştu.

“Evet kank, seni dinliyorum.” dedi, eldivenlerini çıkarırken.

Ben ellerimi kucağıma koyup biraz tereddüt ettim, sonra konuyu pat diye açtım:

“Hani demiştim ya, hiyeroglifleri kodlayarak bir yazılım yapalım diye.”

Aysima’nın kaşları hafifçe kalktı; bana ‘Ee?’ der gibi baktı.

“Evet, imkansız diye vazgeçmek üzereydik?”

O an gözlerimi devirdim, bıkkın bir şekilde elimi salladım.

“İmkansız demedik, sadece zor dedik. Ama bu, denememek anlamına gelmiyor.” dedim.

Derin bir nefes aldım, sonra heyecanla ekledim:

“Ben senin kodlarınla kendi notlarımı birleştirip bulduğumuz hiyeroglifleri uygulamaya dönüştürdüm. Ama… garip bir şey oldu.”

Aysima o an bana baktı, gözlerinde yorgunluğun yerini merak aldı.

Spor salonunun sessizliğini sadece dışarıdan gelen rüzgâr sesi bölüyordu.

Benim kalbimse sanki biraz daha hızlı atmaya başlamıştı.

2 ay önce

Aysima’yla birlikte bulduğumuz eski taş tabletteki hiyeroglifleri, geliştirdiğimiz çeviri ve mesajlaşma uygulamasına aktarıyordum.

Ekranın ışığı, odanın loşluğunda yüzüme vuruyordu; dışarıda gün çoktan batmış, şehir sessizliğe gömülmüştü.

Kod satırlarının arasında kaybolmuş, çevirileri kontrol ederken ne zaman uyuya kaldığımı hatırlamıyorum.

Bir anda telefonumun titrediğini hissettim.

Karanlık odada yankılanan o “bip” sesiyle gözlerimi açtım.

Ekranda bir bildirim yanıp sönüyordu — ama gelen mesaj, yaptığımız uygulamadandı.

Oysa bu programı ikimizden başka kimse bilmiyordu.

Ne yayınlanmıştı, ne de paylaşıma açılmıştı.

Kalbim hızla atmaya başladı.

Parmaklarım titreyerek ekrana dokundum.

Mesajı açtım ve karşıma çıkan cümleyle nefesim kesildi:

“Papirüsümde ne işin var?”

Bir dakika boyunca sadece baktım.

Kelimeler beynimde yankılandı ama anlamlarını kavrayamadım.

Uykudan yeni uyanmış bir zihinle, gerçek ile hayalin sınırında duruyordum. Derin bir nefes aldım, sakin kalmaya çalıştım.

Sonuçsuzdu.

Ellerim titrerken bile parmaklarım klavyeye bastı.

“Komik olduğunu mu düşünüyorsun? Ve sen kimsin?”

Cümleyi yazarken sinirden parmak uçlarım uyuşuyordu.

Bu bir şaka ise, hiç komik değildi.

Aysima’nın her zamanki “teknolojiyle kafa bulma” tarzıysa… bu kez çizgiyi aşmıştı.

Mesajı göndermemin üzerinden bir saniye bile geçmemişti ki, telefon yeniden titredi.

Ekranda uygulamanın simgesi tekrar yanıp söndü.

Refleksle ekrana dokundum.

Yeni mesaj ekrana düştü:

“Ben şaka yapmıyorum. Ve asıl sen kimsin?”

— Ben şaka yapmıyorum. Ve asıl sen kimsin? — yazıyordu.

— Aysima sensin değil mi? Şaka yapıyorsan komik değil. — yazdım.

Cevabı neredeyse anında geldi:

— Aysima kim? Ben Büyük Kraliyet Eşi Tiyara ve Firavun Menkaura-Ra’nın en büyük oğlu Amun’um. —

Beynim o cümlede takılı kaldı. Kelimeler gözümün önünde dans ediyordu. “Firavun Menkaura-Ra…” Bu isimleri yalnızca o eski tablette görmüştüm. Aysima ile tableti çevirirken, 2. Ramses soyundan bir firavun olduğunu öğrenmiştik. Yine de inanmak istemedim — bu mümkün değildi.

Dakikalar birbirini kovalarken, ben hâlâ mesaja bakıyordum. Hızla cevap yazdım:

— Yalan söyleme, Aysima, sensin biliyorum.

Telefonu kapatıp sandalyesinde ileri geri sallandım; kalbim bir an duracak gibiydi. Tam o sırada bir bildirim daha geldi. Ekranda aynı soru:

— Aysima kim? Sen kimsin? —

O an içimdeki öfke taşma noktasındaydı. Aysima’yı bulduğumda lime lime edecektim; yaptığı şakanın bir bedeli olacaktı. Şaka insanı güldürmeli, bu ise sadece sinir bozuyordu.

Parmaklarım ekrana geri çarptı, tüm kelimelerim bir öfke patlamasıyla döküldü:

— BEN KİM MİYİM? Bana bak Aysima, sen fazla oluyorsun; zaten tersimden kalktım, üşenmem gelirim! Saçını başını yolarim!

Zihin karışıklığı içinde sandalye de ileri geri sallanıp durdum.

Bir yandan Aysima’ya öfkem kabarıyor, “bunu yaptıysa gerçekten haddini aştı” diye söyleniyordum;

öte yandan içimde kıpırdayan bir korku, bu işin bir şakadan çok daha fazlası olabileceğini fısıldıyordu.

Ya birisi gerçekten sistemi hacklediyse?

Ya uygulamayı dışarıdan biri ele geçirdiyse?

O zaman o mesaj… kimden gelmişti? Üzerime kızıl renkteki ceketimi hızlıca geçirip çantamı omzuma attım. Telefonu cebime sıkıştırırken hâlâ nefesim düzensizdi. Öfkeyle karışık bir tedirginlik mideme oturmuştu.

Kapıyı aceleyle açtım ve gece serinliği yüzüme çarptı.

Sokak lambalarının sarı ışığı kaldırıma ince gölgeler düşürüyordu.

Su yeşili motorum apartmanın önünde duruyordu — gövdesi hafif ışıkta parlıyor, sanki beni çağırıyordu.

Kaskı elime aldım, parmaklarım titriyordu ama bunun üşümekten olmadığını biliyordum.

Motorun üzerine atladım ve kontağı çevirdim.

Motorun sesi gecenin sessizliğini yarıp geçti.

Aysima ile beraber tuttuğumuz eve doğru yola koyuldum.

Şehrin kaldırımları, ışıklı tabelalar, soğuk hava — hepsi birer siluet gibi akıp geçiyordu.

Kafamın içiyse hiç susmuyordu:

Ya gerçekten o değildiyse?

Ya mesaj… başka bir yerden geldiyse?

Ya… başka bir zamandan?

Gaz kolunu biraz daha çevirdim.

Motor hızlandıkça içimdeki sorular daha yüksek çarpıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra nihayet eve varmıştım. Biraz daha ilerledikten sonra eve varmıştım. Motorun fren sesi sokakta yankılandı.

Kaskı çıkartıp motordan indim, kontağı kapatıp anahtarı cebime attım.

Ayaklarım sinirle yere vuruyordu neredeyse.

Kapıya doğru yürüdüm, anahtarı çevirdim ve içeri girdim.

“Aysimaaa, neredesin kız!?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı.

Tam o sırada:

bip

Telefonumdan bir bildirim sesi geldi.

Refleksle salona doğru bakınca…

Aysima’nın kanepenin üzerinde oturup gayet sakin bir şekilde telefonla konuştuğunu gördüm.

Bacak bacak üstüne atmış, saçları ıslak, yüzünde pamuk gibi maske…

Yani bırak hacker’lık yapmayı, spa günü yapıyordu resmen.

Bir an beynim dondu.

Telefondaki Aysima değilse…

Peki ben az önce kimi tehdit ettim?! Aysima, maskesini çıkarıp gözlüklerini biraz aşağı indirdi, bana bakarken kaşının biri havaya kalkmıştı.

“Hayırdır kanka? Neden geldin? Niye geldin? Hangi dağda kurt oldu?”

Ses tonu tam ‘gel anlat hele şu dramayı’ tonuydu.

Ben telefonu salladım:

“Bu uygulamanın hacklenme olasılığı nedir?”

Aysima, sanki dünyanın en saçma sorusunu duymuş gibi baktı.

Hani şu ‘Suyun rengi ne?’ diye sorulsa takınılan yüz ifadesi var ya…

Aynen o.

“Hacklenme olasılığı mı?” dedi, gözlüğünü düzeltti.

“Düşük. Çok düşük. Biz zaten iki kat güvenlik duvarı, şifreleme, çift anahtar protok—”

Sonra konuşmayı kesti, gözünü kısarak bana döndü:

“Neden soruyorsun ki?”

Bu sorunun içinde üç anlam vardı:

1. Ne halt ettin?

2. Kesin saçma bir şey yaptın.

3. Kendine yine ne bela sardın?Ben boynumu kaşıdım.

O sırada telefonumdan yine bip sesi geldi.

O an dünyanın en kötü zamanlaması:

Ben tam olayı sakince açıklayacakken…

bip.

Aysima gözlerini kısarak telefona baktı.

Kim yazıyor? Neden yazıyor? Nasıl yazıyor?”

Aysima soruları otomatik tüfek gibi arka arkaya sıraladı. Ben ise gözlerimi kırpıp durmaktan başka bir şey yapamıyordum.

“Sevgilim.” dedim sonunda.

O an sessizlik.

Aysima, yavaşça gözlüklerini burnunun ucuna indirip bana baktı.

Hani ‘Senin sevgilin mi vardı da ben niye bilmiyorum?’ bakışı vardır ya…

Aynen o.

Ben sadece gülümsedim.

(Hayır, sevgilim falan yok. Evde çiçek bile kurutamayan bir insanım.)

“Bir dakika.” dedi Aysima, parmağını havaya kaldırdı. “Uygulamanın bildirim sesi… Uygulama bizim uygulama. Sen… başkasına mı verdin linki?”

Kaşları kalktı.

“Yoo.” dedim.

“Yani sevgilin falan yok?”

“Yoo.”

“Uyurken rüyalarında ilişki mi yaşıyorsun? Hayali sevgili mi yazıyor sana? Kanka dur, tıbben ne diye geçiyor bunlar? Halüsinasyonlu ilişki sendromu falan mı?” Ona “çok komiksin” der gibi baktım.

Hayır, ben delirmemiştim.

Uygulamayı her ihtimale karşı kontrol ettik; ne hacklenmişti, ne bir sorun vardı.

Yani mantıklı düşünürsek… mantıklıydım. Kesinlikle.

Evden çıktım, motoruma bindim ve doğruca kendi evime yol aldım.

Rüzgar yüzüme çarpıyor, motor sesi sokak lambalarının altında yankılanıyordu.

Eve vardığımda ayakkabılarımı çıkarmak neredeyse mini bir spor aktivitesine dönüşmüştü.

Doğruca odamın yolunu tuttum ve telefonu elime alıp gelen mesaja baktım.

— “Buraya gelmek çok iddialı bir cümle hanım efendi, çok merak ediyorum… gerçeği öğrendiğinizde böyle yazabilecek misiniz?” —

Bir an durdum.

Kafamın içi patlamak üzereydi.

Bekle bir dakika… ben kimle konuşuyordum?

Hızlıca ona şekilde cevap verdim.

Bölüm Tamamlandı

Papirüsümde Ne İşin Var?

8 dk
Okuma Süresi
1/1
İlerleme

Bölüm Yorumları (1)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Echoes: Son Söz, Bölüm 1
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.