Bölüm 1
Sekhem

Uyanış

5 dk okuma

Kailyn ağır ağır gözlerini araladı. Göz kapaklarının arasından gözüne süzülen loş ışıkla birlikte beyin fonksiyonları yediden çalışmaya başladı.

“Neredeyim ben? Neden bu kadar boktan hissediyorum. Sanki.. bir şeyler tuhaf?”

Kailyn duyduğu sesle düşüncelerinden sıyrılıp sesin ne olduğuna bakmak istedi ama kıpırdayamadı. Tekrar denedi ama bırak serçe parmağını oynatmayı gözlerini bile kırpamıyordu.

“Ah lanet olsun! LANET OLSUN! Bana ne oldu lan böyle ben en son… en son… şey… Neden hatırlayamıyorum? Neden kımıldayamıyorum? Ben.. nerdeyim?”

Kailyn çok çaresiz hissediyordu. Burada ne halt ettiğini buranın neresi olduğunu bile bilmiyor, üstüne felç kalmış gibi asla hareket edemiyordu ki bu durum en boktan olanıydı. İçinden bağırmak, çağırmak, haykıra haykıra ağlamak geliyordu ama hiçbir şey yapamıyordu. Kendini delirecekmiş gibi hissediyordu. Göğsünün ortasında sanki bir ağırlık, bir sızı vardı hareket edebilse kesin zangır zangır titrerdi ve deliceseine nefes alıp verirdi. Evet nefes. Nefes alıp verirdi… Neden nefes almıyordu? Felç olup hareket edememesi tamam ama bu durum nefes almasını durdurabilen bir şey değildi ki? Lanet olsun! Neden nefes almıyordu? Rüya. Evet kesinlikle bir rüya görüyor olmalıydı. Ama hangi rüya bu kadar gerçekçi olabilirdi? Birinin konuşmaya başladığını fark edip kulak kesildi.

“Ah günaydın Prenses Kailyn. Çook uzun zamandır uyanmanızı bekliyordum.”

Kailyn adama baktı. Bu s*ktiğimin onu bekleyen adamı da kimdi be? Onu tanımıyordu bile. Ve neden bu kadar saçma giyinmişti?

Adam tekrar söze girdi:

“Dediğim gibi Prenses Kailyn uyanmanızı bekliyordum. Anılarınızı tazelemek isterdim ama kayıp krallığınız hakkında pek bir şey bilmiyorum hatta daha sonra sizin anlatmanızı umuyorum. Çoğu insan bunun bir efsaneden ibaret olduğunu düşünüyor biliyor musunuz? Kalbinizi bulmadan önce ben de öyle sanıyordum ama gördüğünüz gibi şuan buradayız.”

Kailyn duyduklarıyla şok olmuştu:

Kayıp uygarlık? Ne kaybı? Kendi ülkesinin bilinmemesine imkan yoktu. Onlar kıtanın en güçlü en zenin ülkesiydiler. Bu adam delirmiş olmalıydı. Hem kalbi mi? Bu adam ne hakkında konuşuyordu lan? Kalbini arıyorsa karşısına bakmalıydı bu bir çeşit boktan şaka mıydı?

Adam hoşnutsuzca Kailyne bakıp:

“Bir soyluya göre görgü kurallarından yoksun olduğunuzu söyleyebilirim prenses Kailyn. Misafirin önünde uzanmak pek te hoş bir davranış değil sizce de öğle değil mi?”

Kailyn Gözlerini hareket ettirebilse göz devirirdi. Geleceğin kraliçesine yatarak misafir karşılamanın hoş olmadığını söylüyordu? Gerçekten Kailynin kim olduğunu bildiğinden emin miydi bu?

“Aloo karşında kraliçe duruyor seni aptal!”

Adam sonunda Kailynin hareket edemediğini fark ederek:

“Ah anlıyorum. Kusuruma bakmayın prenses.”

Adam elinde tuttuğu kırmızı kristal kalbi havaya kaldırıp:

“Artık hareket etmekte serbestsin.”

Kailynin tutulmuşluk hissi saniyesinde yok oldu. Hızlıca doğrulup etrafa göz gezdirdi. Nasıl bir durumun içine düştüğünü merak ediyordu. Bu manyak adam tarafından kaçırılmış olabilir miydi? Durdu. Tekrar hayati öneme sahip bir şeyin yokluğunu fark etti. Nefes. Nefes almıyordu. Hızla elini göğsüne götürüp göğsünü yokladı. Göğsü delikti. Kalbi yerinde değildi ve ciğerleri de yırtılmıştı. Hızlıca kafasını göğsünden kaldırıp az önce hızlıca etrafa bakınırken fark ettiği gümüş tepsiye doğru baktı. Tepsideki yansımasına baktığında inanamadığı gerçeği bir kez daha onayladı. Göğsü delikti ve kalbi yerinde değildi. Vücudu çökmüş bedeninde çürükler ve parçalanmalar meydana gelmişti. Yansımasına bakmaya devam ederken bir yandan da elleriyle yüzünü yokladı.

“Yo… Hayır.. Hayır. Hayır! Bu olamaz daha dün ben… ben… Kraliçe olacaktım ben. İyiydim… Halkım? Kayıp uygarlık mı? Ama bu imkansız bu nasıl olabilir? Tanrım neden? Beni.. lanetledin?”

Kailyn sakinleşmeye çalışırken adam tekrar söze girdi:

“Evet Kailyn. Artık ayıldığına göre gidebiliriz. Ben artık senin sahibinim ama merak etme sana iyi bakacağım.”

Kailyn kafasını öfkeyle adama çevirdi:

“Lanet olsun! Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen benim kim olduğumun farkında mısın! Ben Doğa ananın yer yüzündeki eli, neslimin en güçlüsü, sıradaki hükümdar Kailynim. Sen! Ne cüretle sahibim olabileceğini söylersin?!”

Adam muzipçe gülümsedi ve elindeki kristali sıkarak:

“Kailyn seni daha zeki sanmıştım. Durumun hala kavrayamadın mı? Sence tekrar nasıl hareket ettin ha? Kalbini söken kişinin amacı sana hükmetmekti ama bunun seni öldüreceğini ve sonrasında neler yapması gerektiğini öngöremedi ama şansa bak ki ben ne yapmam gerektiğini gayet iyi biliyorum. Diz çök Kailyn.”

Kailyn duyduklarını işlemeye çalışırken birden ayağa kalktı. Beyni ‘Noluyor lan şuan?’ diyerek emirlere asla ve asla uymayacak olsa da vücudu istemsiz hareket ediyordu. Emirlere karşı gelmeye çalışmak ona dayanılmaz bir acı veriyordu ki zamanla nöronların öldüğünü varsayarsak bu hiç te mantıklı bir acı değildi ama kabi hala yerinde olsa muhtemelen daha da çok acı çekerdi. Sonunda adamın önünde eğildi.

Adam Kailyne doğru yürüyüp çenesinden tutarak yüzünü yukarı kaldırdı. kafasını yavaş yavaş sağa sola çevirip baktıktan sonra elini Kailynin çenesinden çekip:

“Şu dökülmelere ve çürümelere bir çare bulmamız gerekecek ama merak etme Kailyn teknoloji çok değişti. Şimdi kalk ve benimle gel.”

Kailyn anlam karmaşası içindeydi. Ne dönüyordu burada? Teknoloji çok mu gelişmişti? Bu hale gelip öldükten sonra uyandırılmak ta da teknolojinin gelişmesi için ne kadar zaman geçmiş olması gerekiyordu? Galiba yakında öğrenecekti.

Bölüm Tamamlandı

Uyanış

5 dk
Okuma Süresi
1/1
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
Sekhem, Bölüm 1
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.