Bölüm 1
SESSİZLİĞİN RESİTALİ

Bölüm 1

4 dk okuma

SESSİZLİĞE GÖMÜLÜRKEN GÖLGELERE SIĞINIYORDUK

“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan yeni bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” (Tolstoy)

 “Nasıl bir belaya bulaştım ben?!” diye kızızyorum kendime içimden. “Bu gece onlarla
takılmayacaktım!”
Suyun çatlaklardan sinsice sızdığı, çöktü çökecek tavanların altındaki loşlukla kafa bulur gibi olmanın yeri değilse bile bu çatı katında kendi dünyamın tekrardan inşa olduğunu iliklerime kadar
hissediyorum. Sessizlikte tıkırdayan saat çarklarının seslerini bazen adım sesleriyle karıştırır gibi
olmuyor değilim. Rahatlığımı yendiğimde, sıklaşan adımlarımın ışığında, işimi bir an önce halledip, terk edilmiş bu mekandan kendimi dışarı atmak zorunda olduğumun bilincine
varıyorum. Yaptığım, göründüğü kadar ufak olmayan hatalar belki de bilinmezliğin çıkmazına sürüklüyor beni. Sessiz basamakları aştığımdan beri burnuma dolan küf kokusuna
alışıyorum artık. Zaman daralırsa? Burası terk edilmiş bir ev değil, yalnızca derin bir uykuya dalmış, güneşin geri dönmesini bekliyor. Uyandırırsam cezalandırılırım. Yapılacak ne var ne yok
yerine getirir getirmez, kimsenin ruhu duymadan kurtarmak zorundayım kendimi.
Cılız ışık ara ara gidip gelirken, tahtalar ağır adımlarım altında gıcırdıyor. Enteresan, nefes sesi dahi
bu sessizliği aşıp da kulağıma gelmiyor. Odanın köşesine sinmiş çökmüş masanın üzerinde yatan bir
kolye göz kırpıyor. Buraya öylece kendi kaderine terk edilmiş olmalı. Bir şimşek çakıveriyor ikaz
edercesine, ardından bulutlar gürleyerek beni durdurmak için yanıp tutuşuyor. Ancak yapmak zorundayım. Hem kim ne bilecek, öylece fırtlatılıp atılmış bir kolye sonuçta canım! Ne olacak en
kötü? Kimseler varlığımı duymasın diye nefesimi tuttuğum gibi etrafımı yokladıktan sonra, zavallıca titreyen elim kırmızı yakutlu kolyeye uzanıyor, en can alıcı an. Hadi, az kaldı! Al o
kolyeyi de bitsin gitsin! Benliğinin, gerginiliğinin selinde kaybolmasına izin verme. Açık pencereden gelen baş ağrıtıcı rüzgarın fısıltısının etkisiyle bedenim olduğu yerde kasılıyor birden.
Ahmağın tekisin, madem katıldın onların oyununa, sonuçlarını de göze alacaktın, değil mi?!
Tam da, elim pas tutmuş zincire değdiği an korkunun kudretli kolları beni geriye çektiği gibi yakalarıma yapıştı. İnanın bana, göğsümü döven kalbimin hırsla pompaladığı kanın beynime
sıçradığını hissettim!
“Kimsin sen! Benim evimde ne halt ediyorsun? Konuş!”
Vahşice, sonuna kadar açılmış bal rengi gözleri tıpkı masallardaki zalim kalpli canavarlarınkiyle
yarışır. Çatık kaşları, alnını buruşturacak kadar sinirli olduğunu göstermeye yetiyor. Yakalarımı tutan
parmakları sıkıca yumruk olmuş, öfkenin dolup taştığı göz bebekleri büyümüş! Kanımı donduracak
kadar soğuk nefesi yüzüme çarparken, yüzüne düşen altın sarısı saçları aramıza şeffaf bir duvar
örmüş sanki, beti benzi atmış, genç yaşıyla tezatlık oluşturuyor.
“CEVAP VER!” diye kükredi, insan görünümlü olsa da, gözümde ürkütücü bir yaratık olarak şekillenen genç adam. “SANA DİYORUM! KİMSİN?”
Ne diyeceğimi unutturdu bana, kaskatı kesilerek karşısında dikilirken. Bir daha asla konuşamayacağımı sanıyorum. Neyse ki, sözcükler sonunda dudaklarımdan dökülmeye cesaret
edebiliyorlar. Sertçe yutkunuşum bile sessizlikte gizlenemiyor.
“B-ben… Hırsız değilim!”
Aşağalarcasına güldüğünde göz kenarları kırışıyor, keskin yüz hatlarında kolaylıkla kaybolmanız mümkün. Bakışları delirtiyor sizi, korkmanız gerektiği halde, o an yalnızca sarpasaran rüzgarına kaptırıyor sizi.
“Oradan bakıldığında aptala benzemiyorum herhalde.” Karnına bıçak saplanır gibi, yüz ifadesi ciddiyette hapsolduğu an ellerinden kurtulmaya yeltenmem, onu daha da öfekelendirmekten başka hiç bir işe yaramıyor. Ardımdaki tüm yollar kapanmış. Kolumdan sıkıca tutarak beni bilmediğim odalara sürüklercesine yürütürken, ona her şeyi anlatacağımı sayıklıyor. Göz kapaklarımın ağırlığına direnç gösteremiyorum nedense. Benim için her şey imkansız bir hal alıyor.
(Yirmi dakika önce…)
“Light, hadi şanslısın yine! Sen cevaplıyorsun, John da soruyor sana.”
John’un gözlerinin parlayışı hiç de hayra alamet değildi. Adımı duyunca yerimde huzursuzca kıpırdanışım diğer ikisinin de anlam veremeyen gözlerle bana bakmasına sebep oldu. John’un olduğu bir oyundan sağ kurtulmak her yiğidin harcı değildi ve gerçek aklımda sinyal çaktıkça
kaçma arzumu tetikliyordu. Tekinsiz bir sokağın, yağmurdan nemlenmiş kaldırımda oturmak dört
genç arkadaş için hiç de güvenli değildi. Zoraki bir gülümsemeyle gözlerimi kaçırsam da kimse
fark etmedi içimdeki hoşnutsuzluğu. John, rahat ol dercesine baktı bana.
“Evet Light, doğruluk mu cesretlilik mi kızım?”
“Doğruluk.”
Eğer soru soracak kişi John’sa, emin olun, aranızdaki en yürekli kişi bile benimle hemfikir olurdu.
Düşünceyle etrafına bakınışı bile bir belanın habercisiydi.
“Güzel… Hayatında en çok pişman olduğun hata?”
Yüzüme tokat gibi çarpan bu soru ile bir an ne diyeceğimi bilemedim. Yarsı olan gocunur sonuçta.
Oyunun kurallarına boyu eğmekten başka şansım yoktu, yalan söyleyemezdim.
“Ben… Yıllar önce bir şey çalmıştım. Çok büyük bir şey değildi ama hala çok pişmanım.”
Diğer arkadaşlarımdan biri olan Edgar, heyecanına yenik düşüp;
“Vay anasını!” diye araya girdi patavatsızca. “Hırsızlık yaptın yani bildiğin?!”
“Bağırma bağırma!”
Duyan biri var mı yok mu diye hızla etraıma baktıktan sonra tekrar ona döndüm. “Sayılmaz. Dedim
ya, çok küçük bir şeydi.”
İnanır mısınız, bir kaç turdan sonra o şişenin ucu tekrar onca yön arasından, iğnenin ucunun
mıknatısın olduğu yöne dönüşü gibi, şişenin ucu da tekrar beni buldu nasıl oluyorsa artık!
“Bu sefer Edgar, Light’a soruyor, hanımlar beyler!”
Edgar’ın John’a kıyasla daha insaflı olacağını sandıysam da hiç kimseyi tavırlarına göre
yargılamamak gerekiyormuş demek ki.
“Evet Light, doğruluk hakkın bitti. O yüzden cesaretlilik görevi vereceğim.”
Sessiz kabulleniş…
“Tamam Light. Git ve hayatında pişman olduğun o hatayı şimdi tekrar yap.”
John birden bir kahkahalara boğularak Edgar’la el çakıştırdı.
“Aferin sana oğlum be! Şimdi adamakıllı eğleneceğiz!”
“Hayır, ben yapamam. Başka bir şey isteyin.”
“Hadi ama Lu, ilk başta konumuştuk. Yapmazsan cezası var.”
İçimden savurduğum küfürler eşliğinde bir kaçış yolu arasam da, oyunbozanlık edenelerin yüklü bir
miktarda apara ödemek zorunda olduğu tamamen aklımdan çıkmıştı. Şimdi kaçsam, sonra peşimi
hayatta bırakmazlardı. “Siz ne biçim arkadaşsınız! Ben olsam sizden böyle bir şey istemezdim!”
“O zaman bu oyunun ne anlamı kaldı Lu?” dedi John, gülmesini durduramadan. “Hadi hadi.
Cebinden olmak istemiyorsan yap şunu!”
Işıkların sönük olduğu tek bir ev vardı…
(Şimdi…)
Gözlerimin açıldığı donuk sessizlikte boğulurken, onun tehtidkar gülümsemesiyle bana doğru
ilerlediğini gördüm. Dağınık, altın sarısı saçları omuzlarına dökülürken, başı beni getirmiş
olduğu odanın alçak tavanına değecek kadar uzundu.
“Kendi belanı kendin buldun kızım. Cezasını çekmeden sana bu gece uyku yok.”

Bölüm Tamamlandı

Bölüm 1

4 dk
Okuma Süresi
1/1
İlerleme

Bölüm Yorumları (0)

Yorumlar yükleniyor...
Sesli Okuma
Otomatik Kaydırma
— SESSİZLİĞİN RESİTALİ, Bölüm 1
📝

Kişisel Not

Sağ üstteki ⚙️ Ayarlar ile okuma deneyimini kişiselleştir — tema, yazı tipi, sesli okuma ve daha fazlası.
👁️
Göz Molası
20 dakikadır okuyorsun. 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bak.