“Kalbimi Susturursan…”
“Gölgeler Ardında”

“Gölgeler Ardında”

“Kalbimi Susturursan…” • Light Novel

Mira sabah uyandığında kolundaki sızı, gecenin yaşandığını hatırlatmak için yeterliydi.

Yatakta doğrulmadan önce tavana baktı. Her sabah yaptığı gibi nefesini saydı. Dört saniye al, dört saniye tut, dört saniye ver.

Kalbi…

Daha hızlıydı.

Ama kontrol edilebilir.

Bu kelimeyi sevmezdi ama hayatını onun üzerine kurmuştu: kontrol.

Yan odadan Julie’nin sesi geldi.

“Mirraaa! Kahvaltı yanıyor ama romantik bir şekilde yanıyor, haberin olsun!”

Mira istemsizce gülümsedi. Julie’nin dramaya olan yatkınlığı, hayatı gereksiz yere ciddileştirmeyi imkânsız hâle getiriyordu.

“Romantik yanma nasıl oluyor?” diye seslendi Mira.

“Yani… hafif yanık ama hâlâ yenilebilir. Tıpkı benim duygusal hayatım gibi.”

Mira yataktan kalktı. Aynaya baktığında gözlerinin altındaki gölgeleri fark etti. Gece boyunca defalarca uyanmıştı. Rüyasında yağmur vardı. Yüzü olmayan bir çocuk. Ve bir ses.

Ama sesi hatırlamıyordu.

Bu onu rahatsız ediyordu.

Mutfakta Julie, saçını dağınık bir topuz yapmış, ciddi bir şef edasıyla tavaya bakıyordu.

“İşte geldi gizemli ev arkadaşım,” dedi Julie. “Kol nasıl?”

Mira sandalyesine otururken omzunu hafifçe silkti. “Daha iyi.”

Julie göz ucuyla baktı. “Daha iyi ama hâlâ saklıyorsun.”

Mira cevap vermedi.

Julie çatalı masaya bıraktı. Bu kez daha yumuşaktı. “Mira… bak, ben seni zorlamıyorum. Ama şunu bil. Ne olursa olsun, sen tek başına değilsin. Tamam mı?”

Bu cümle Mira’nın içinde bir yere çarptı. Tek başına değilsin.

Oysa Mira hayatını tam olarak tek başına kalabilmek için düzenlemişti. Kimseye yük olmamak. Kimseyi riske atmamak.

Julie’ye baktı. Bu kız… hiçbir şey bilmiyordu. Çekirdek nedir, avcı nedir, devlet ne yapar… hiçbir fikri yoktu.

Ve Mira tam da bu yüzden ona güveniyordu.

“Tamam,” dedi sessizce.

Julie tekrar neşeli hâline döndü. “Harika! Şimdi kahvaltı yapıyoruz ve sen bugün ders çıkışı benimle alışverişe geliyorsun. İtiraz yok. İnsan içine çıkmalısın. Ayrıca sana yeni bir mont lazım. O siyah mont seni fazla gizemli gösteriyor.”

Mira başını eğdi. “Gizemli olmak bazen işe yarar.”

Julie gözlerini devirdi. “Evet ama gizemli ve depresif arasında ince bir çizgi var.”

Mira çatalını tabağa batırırken pencereden dışarı baktı.

Sokakta insanlar yürüyordu.

Normal insanlar.

Onların kalpleri sıradan atıyordu.

Ve Mira bir anlığına şunu düşündü:

Ben gerçekten onlardan biri miyim?

Düşünceyi hemen susturdu.

Hayatta kalmak için en tehlikeli şey, kim olduğunu sorgulamaktı.


Aras sabah koşusunu her zamanki saatte yaptı.

Saat 05.30.

Aynı parkur. Aynı tempo. Aynı nefes ritmi.

Onun hayatı ölçülebilir ve tekrarlanabilir şeylerden oluşuyordu. Koşu, antrenman, rapor, görev.

Düzen buydu.

Ama bu sabah bir şey farklıydı.

Koşarken gözleri istemsizce insanları tarıyordu. Yüzleri. Saç renklerini. Yürüyüş biçimlerini.

Sanki birini arıyordu.

Bu farkındalık onu rahatsız etti.

“Bu bir görev değil,” diye düşündü. “Bu sadece merak.”

Merak.

Bu kelime zihninde ağır duruyordu.

Koşuyu bitirdiğinde bankta oturdu. Nabzını ölçtü.

Stabil.

Ama dün geceki sapma hafızasından silinmemişti.

Bir an için gözlerini kapadı.

Yağmur.

Islak asfalt.

Küçük bir el.

Bu görüntü dün geceden daha netti.

Aras gözlerini açtı. Bu görüntüler görevle bağlantılı değildi. Dosyada böyle bir veri yoktu. Çocukluk anıları da bu kadar net gelmezdi. Onun geçmişi… düzenlenmişti. Temizlenmişti.

Ona söylenen hikâye belliydi:

Kaos patlaması.
Ailesinin ölümü.
Devletin kurtarışı.

Bu kadar.

Ama dün geceki bakış… bu anlatıyı zedelemişti.

Aras ayağa kalktı.

Mira’nın dosyasını tekrar açtı. Üniversite bilgileri, adres, günlük rotalar.

Yasal olarak bu verileri incelemek görev kapsamında sayılırdı. Henüz görev bitmemişti.

Kendi kendine bunu söyledi.

Henüz bitmedi.

Öğle saatinde üniversitenin karşısındaki kafede oturuyordu. Sivil kıyafetle. Siyah değil, gri bir mont giymişti. Daha az dikkat çeken.

Mira’yı ilk gördüğünde kalbi düzensiz atmadı.

Bu onu hem rahatlattı hem de hayal kırıklığına uğrattı.

Mira arkadaşlarıyla yürüyordu. Julie yanındaydı. Julie konuşuyor, ellerini kullanarak bir şeyler anlatıyordu. Mira dinliyordu. Nadiren gülümsüyordu.

Normal görünüyordu.

Dün geceki kızla aynı kişi gibi değildi.

Aras dikkatle izledi.

Yürüyüşü sakin. Omuzları hafif gergin. Çevreyi bilinçsizce tarıyor.

Savunma içgüdüsü.

Kaos taşıyıcılarının çoğu kontrolsüz olurdu. Bu kız… kontrollüydü.

Bu fark, Aras’ın içinde başka bir soru doğurdu.

Eğer o gerçekten tehditse… neden şehir hâlâ ayakta?

Mira kafeye girdiğinde Aras gözlerini ondan çekti. Onunla aynı mekânda olmak çekirdeğini tetikler mi diye merak etti.

Merak.

Yine o kelime.

Kapıdan içeri girerken Mira’nın kolundaki bandajı fark etti. Julie bir şey söylüyor, Mira başını sallıyordu.

Bir an için Mira’nın gözleri mekânı taradı.

Ve Aras’ın bulunduğu yöne değdi.

Bir saniyelik temas.

Bu kez çekirdek sadece hafifçe titreşti.

Ama ikisi de bunu fark etti.

Mira bakışını hemen kaçırdı.

Julie fark etmedi.

Aras ise yerinden kalkmadı.

Bu bir kovalamaca değildi artık.

Bu, iki kalbin birbirini tanıma süreciydi.

Ve tanımak… en tehlikeli şeydi.


Kurum binasında, dün geceki rapor dosyası “izleme” statüsüne alınmıştı.

Analiz sorumlusu sabah kahvesini içerken grafiğe tekrar baktı. Küçük sapma.

“Garip,” diye mırıldandı.

Ama sonra omuz silkti.

“Geçici.”

Dosyayı kapattı.

Aras’ın adı sistemde hâlâ “stabil” görünüyordu.

Ve stabil olan şeyler… sorgulanmazdı.

Henüz.


Mira kafeden çıkarken içindeki titreşim geri döndü.

Ama bu kez korku gibi değildi.

Bu… fark edilme hissiydi.

Bir gölgenin arkasından izlendiğini bilmek.

Arkasını dönmedi.

Ama içinden bir cümle geçti:

Dün geceki adam.

O burada.

Ve beni hâlâ öldürmedi.

Bu düşünce korkutucu olmalıydı.

Ama Mira’nın içinde başka bir duygu daha vardı.

Anlayamadığı.

İsimlendiremediği.

Ve tam da bu yüzden daha tehlikeli olan.