The Witcher 3, büyünün hüküm sürdüğü zamanlarda, insanların büyüye adapte olup “efsunger” adlı yarı mutant varlıklar yetiştirdiği ve dünyanın yeni bir düzene girdiği “The Witcher” evreninin 3.oyunudur. Ciri, Nilfgaard kraliyet ailesinden gelen ve kadim soydan olan özel bir insandır. Sadece insanların değil elflerin de dikkati Ciri’nin üzerindedir. Elf dili ve antik dillerde Ciri’ye “Zireael” diye hitap edilir ki bu ismi oyun boyunca çok fazla duyacaksınız. Buna ek olarak kendisinde bulunan güç; dünyaları ve evrenleri yok edebilecek/şekillendirebilecek kapasitededir. Bir biyolojik silah olan Ciri bir çok medeniyet ve ülke tarafından ele geçirilip kullanılmak istenir. Tüm bu şartlar birleştiğinde istemesede hayatını kaçarak ve saklanarak geçirir. Ona bu yoldaki tüm bildiklerini, hayatta kalma becerilerini ve witcher yeteneklerini Geralt öğretir. Zamanla baba-kız ilişkileri kurdukları Geralt, bir gün Ciri’nin kaybolduğunu vahşi avın da peşinde olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Geralt, tüm odağını Ciri’yi bulmaya yönlendirir.
The Witcher 3, RPG türü oyunların en iyilerinden olabilir. Kısa ama dolu bu oyun deneyimimde en bariz olarak fark ettiğim şey, oyunun dünyasında gezerken; npclerin, mekanların, canavarların ve şehirlerin etkileşim seviyesinin çok yüksek olmasıydı. Oyunun dünyası resmen yaşıyor, haritada rastgele gezerken harap olmuş bir yapıya girmenizin üzerine bir anda yan görev aktif oluyor ve bir cinayeti çözmeye başlıyorsunuz. Oyunda çok fazla dialog bulunuyor, bu dialoglar da göstermelik değil. Seçimleriniz görevlerin gidişatını büyük ölçüde etkiliyor, npcler yaptığınız seçimleri hatırlıyor bu konuda CD Project RED gerçekten harikalar yaratmış, kesinlikle sıkılmıyorsunuz. Oyun, size oyunun içinde olduğunuzu hissettiriyor. Tabii ki her RPG oyununun kaderi olduğu gibi bu oyunda da çok fazla content olduğu için bir yerden sonra yan görev yapmak sizi sıkabilir. Bu durum, oyuna olan bağlılığınıza göre değişiyor. Şimdi de biraz kötü taraflarından bahsedelim:
OYUNUN KISMEN KÖTÜ TARAFLARI
The Witcher 3’de öyle oyun zevkinizi yere vuracak kadar kötü özellikler yok çok küçük detaylar bulunmakta.
Rpg Sistemi –> Oyunun rpg sistemi diğer oyunlardan biraz farklı, benim hoşuma gitmeyen durum rpg sisteminin oyuna fazla etki etmemesi. Oyunu oynadığım süre boyunca herhangi bir skill tree veya herhangi bir “silah/zırh” ihtiyacı duymadım. Oyunda sizi kendi silahınızı veya zırhınızı üretmeye, farklı speller yapıp farklı şekillerde saldırmaya, bombalar yapıp kendinizi gizlemeye veya gizli saldırı yapmaya itecek herhangi bir unsur bulunmuyor.
Fashion Problemi –> Bundan tam emin olmamakla birlikte, oyunda herhangi bir zırha istediğiniz bir zırhın görüntüsünü transfer edemiyorsunuz, bu özellik çoğu oyunda bulunur ama The Witcher3’de böyle bir zahmete girmemişler. “Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyarsın ki?” diyebilirsiniz, fakat durum şöyle ki oyunda bulunan tüm zırhları inceledim ve hiçbir zırh benim göz zevkime uygun değil. Bu konuda gerçekten çok büyük açıkları var, zırh görüntüsü yapma konusunda berbatlar. Sadece oyunun başındaki standart geralt zırhı hoşuma gidiyordu fakat o zırhta başlangıç zırhı olduğu için doğal olarak 30 – 50 level arasında sizi götürmüyor ve farklı zırha geçmek zorunda kalıyorsunuz.

Teleport Sıkıntısı –> Oyunun başlarında bu sizin için problem olmayabilir ama benim rpg oyunlarında tüm haritalardaki görevleri bitirmek ve contentlere erişim sağlamak gibi bir fantezim olduğu için, bir yerden sonra istediğiniz gibi teleport atamamak aşırı can sıkıyor ve zaman yiyor. Çoğu zaman teleport direklerine yakın oluyorsunuz fakat çoğu görevde bir mağarada veya teleporttan çok uzak bir dağda kontrat avladığınız için tekrar oraya gidip ışınlanmak insana vakit kaybı gibi geliyor. Tahminimce her bölgede 50 den fazla kontrat bulunmakta, hepsini dediğim gibi analiz ederseniz gerçekten can sıkıcı oluyor.
Savaş Sisteminin Sığlığı –> Diğer bir söylenişiyle “Repetitive System”. Oyunda en başlarda savaş sisteminin sundukları gözünüze iyi geliyor fakat 5 – 10 saat oyun süresini geçtikten sonra savaş sisteminin ne kadar “sığ” olduğunu anlıyorsunuz. Daha önce de söylediğim gibi oyunda sizi herhangi bir taktik yapmaya herhangi bir spell kullanmaya veya herhangi bir skill tree/yetenek kullanmaya iten bir şey yok. Sadece düşman gör ve sol tıkla, arada sana saldırırsa kaçın veya sol tık tekrarla döngüsüne kapılıyorsunuz, sizi ustalaştırmaya iten bir şeyler bulunmamakta. Oyun boyunca sadece kalkan büyüsünü kullandım, eğer bir oyun size 10 tane yetenek veriyorsa ve siz sadece 1 tanesini kullanarak yetinebiliyorsanız bu oyun savaş sisteminde sığdır. Şimdilik kötü yan olarak hatırladığım şeyler bunlar.

GENEL DÜŞÜNCEM
The Witcher 3 gerçekten RPG türünün dikilitaşlarından bir tanesi, oyun çok önceden çıkmasına rağmen hala rpg türü oyunlar bu seviyeye erişmeye çalışıyor. Oyunun manzaraları, npc ilişkileri, görev çeşitliliği, size verdiği özgürlük ve kesinlikle malzemeden kaçılmamış harita büyüklüğü. Oyunda seyahat ederken birden durup etrafa bakasınız geliyor, bu kadar büyük yapıları ve kocaman dağları, ovaları olan bir oyunu bu şekilde tasarlayabilmeleri gerçekten başarılı, en az 50 – 100 saatinizi harcayacağınız bir oyun yapmışlar. Ben şuanlık ana hikayeyi bitirdim ve ileride dönüp tekrar oynamayı düşünüyorum çünkü daha yapmadığım haritalar ve kontratlar var ayrıca dlcleri de bitirmedim. Oyunun ana hikayesi beni çok sardı ve istemeden hızlı bir şekilde hikayeyi bitirdim. Şuan 40 level civarlarındayım diye hatırlıyorum. Uzun lafın kısası: Alın, Oynayın, Oynatın. (Triss, yen’den daha iyi bir tercihtir.)

💬 Yorumlar
0⚠️ Yorum yapmak için giriş yapmalısın.